Abartı ve Düşündürdükleri…

 

Toplum olarak abartıyı seviyoruz.

Tribüne oynamak, kendimize “aferin” dedirtmek hep arzu ettiğimiz, gerçekleşmesi için didindiğimiz davranışlardır.

Ramazan Orucu başlar mesela, işi gücü bırakır çoğu kez bir yıl boyunca biriktirdiklerimizi bir ay içerisinde tüketmeye çalışırız.

Eve misafir alırız, misafirin yemesine/yememesine aldırmadan, çok karıştırdığı için gece rahatsız olma olasılılığını hiç düşünmeden dört başı mükemmel bir sofra dizeriz.

Sünnet ya da düğün merasiminde tasarruf edilmiş tüm kazanımlar rüzgâra kapılmış boş kâğıt gibi uçar gider.

Hele düğün konvoylarında gecenin bir yarısı çalınan kornalar, düğün konvoyunda öne geçme yarışları birçok olumsuz olayın oluşmasıyla neticelenmiştir.

Adıyaman’da, Adıyamanlılar arasında, “mahalle baskısından etkilenme” ya da sergilenen bir durum nedeniyle tribüne oynama daha çok öne çıkabiliyor.

Bazen misafir davet ederler! Allah’ım bu ne kalabalık diyesiniz tutar. Davet, davetlikten çıkar bir gösteriye bir israf eylemine dönüşür.

Bir kel horoz kesilmiş ama tüm “ut”ların ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. Birbirini anlamayan, dinlemeyen bir misafir grubu!

Bazen bir toplantı ya da düğüne katılanların izahı mümkün olmayan davranışları olur;

Bir yaz boyunca gittiği ırgatlıktan kazandıklarının tümünü bir yakının düğününde yani bir gecede sahnede oynayanlara para serperek, yapıştırarak harcadıklarına tanık olmuşumdur.

Bu tür olumsuzlukları, hesapsız işleri gördükçe inanın kahroluyorum. Yapacak bir şey de yok elbette!

Bunu anlatınca bazı arkadaşlar derler ki, “kardeşim kumaşımız bu ve bu kumaştan ancak böyle bir elbise çıkar!”

Değiştiremeyeceğin, etki edemeyeceğin şeyleri olduğu gibi kabul et dürtüsü bazen beynimin kapısını çalar ama ben yine de tahammül edemem.

N2e yapayım serde, gönülde insan sevgisi var.

Bu Haberi Gördünmü!

Hava Puslu

Dün sabah koyu bir sise uyandı Adıyaman. Göz gözü görmüyor, görüş mesafesi on metreye düşmüştü. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir