AKILLA KADER EKSENİNDEKİ İNSAN (I)

İslam düşünce tarihi boyunca, Kader, Ruh, Nefis, Akıl(cüzi irade) ve Levh-i Mahfuz kavramları, birçok düşünürün kafa patlatarak, üzerinde çalıştığı  önemli konular olmuş; binlerce cilt kitap yazılıp, yorumlar yapılarak, çeşitli ekol  ve “ İtikat Mezhepleri” oluşturulmuştur!

 

Yükümlülüklerden kaçmak isteyen aklı yönlendiren nefse , bazen bilinçli-bilinçsiz şöyle sorular takılmaktadır: “Bizim kaderimiz önceden belirlenmiş olarak, Levh-i Mahfuz’da yazılı olduğuna göre, öyleyse biz  senaryoya sadık aktör veya  yazılımı  uygulayan robotlar mıyız; verilen rolü veya yüklenen programı her halükârda yapmak zorundaysak, neden fiillerimizden sorumluyuz ? Madem “Alın Yazımız” böyle,  o kötü eylemleri yerine getirmemiz mukadderse, Kıyamette neyle suçlanacağız? Cehennemliksem niye boşuna  çabalayayım! Cennete gideceğim yazılıysa, niçin endişe taşıyacağım? Bazılarına sağlanan  imtiyaz ve üstünlük  nedir? Külli iradenin yazgısı karşısında, cüz-i irade sahibi aklın, nasıl bir fonksiyonu bulunmaktadır ?

 

Levh: Arapça kelime olarak, üzerine yazı yazılan  levha demektir. Levh-i Mahfuz, hıfzedilip korunan yazılı levhaları anlamınadır. Hikmet açısından : Evrendeki Ruh, Melek,Cin, hasılı bütün canlı-cansız, ulvi-sufli nesne, varlık ve insanların, yaratılış öncesi evrelerinden  başlayarak sonlarına kadar, bütün safhalarının yazıldığı İlahi Ana Kitap(kaynak)tır. “Toprağın karanlıklarındaki bir dane, yaş-kuru her şey apaçık bir kitabın içindedir.” (En’am 6/59)  Yaş-kuru, Arapça deyim olarak, “her şeyi” kapsamaktadır.

 

İlk algılamada, bu kadar ayrıntılı ve geniş kapsamlı kitabın mahiyeti ile, bulunduğu mekânın büyüklüğünü kavramada akıl zorlanmaktadır! Kitaplar topluluğunun nur bir mekânda, nurdan levhalar üzerine, yine nurdan bir kalemle yazıldığı – arif zatlardan- gelen rivayetler arasındadır! (Günümüzdeki dijital teknolojisindeki gelişmeler göz önüne alındığında, levhaları anlamak biraz daha kolaylaşmaktadır.)  Kur’an-ı Kerim, o makamdan inzal olmuştur. İnkârcılar Resulullah Efendimize yönelttikleri iftirayla, “Okudukları kendi uydurmasıdır!” dediklerinde, Allah, “İş onların iddialarının aksinedir! O, Yüce bir Kur’an’dır.  Korunmuş bir Levhada/ Levh-i Mahfûz’dadır.(Bürûc 85/21,22) ayetlerini indirerek  onları yalanlamıştır!

 

Kur’an-ı Kerim’de o makam için, Kitab-ı Hafiz(Korunan Kitap), Kitab-ı Malum( Bilinen Kitap), Ümm‘ül Kitap(Kitapların Anası) ve Kitab-ı Meknun

(Saklı/Gizli Kitap) deyimleri de kullanılmıştır. Levh-i Mahfuz, sınırsız ve sonsuz kudret sahibi Rebb’ül Alemin’in yapacaklarının planı olduğu gibi,  âlemlere deklare ettiği bir nevi de “İlahi Anayasa” konumundadır!  Yüce Rabbimiz,  o kitapta yazılı olanlara harfiyen uymayı kendisine şiar edinmiştir; zalimlerin rızkını göndermesi ve suçluları   en kötü filleri karşısında bile hemen cezalandırmamasının hikmeti bundandır !…

 

Allah’u Teala, Ana Kitapta insan için bazıları kesin, bazıları da yaşam iradesine bağlı olarak, genel ve özel yazgılar belirlemiştir. (Bkz. Kur’an, Ra’d 13/22) Bunlardan kesin olanlarına alın yazısı denilmektedir ki,bunlar asla değiş-memektedir! Allah bizim için hiçbir kötülüğü takdir etmemiş, fakat dünyevi zorunluluklar gereği, kötülüklerin kaynağı Nefs-i Emmareyi yüklemiştir; onunla mücadele ederek kontrol altına alanları, temiz akıl (Akl-ı selim)  sahibi olarak nitelemektedir. (Bkz. Bakara 2/197) Doğru ve yanlışı ayırma yeteneğini yüklediği akıl sahibi İnsanı, son nefesine kadar özgür bırakıp, daha sonra da yargılayacağını bildirmektedir.(Bkz. Ra’d 13/21)

 

İnsan, aklının yanında sezgi, duygu ve nefsani arzularıyla yaşayan varlıktır. Eşref-i Mahlukat ( şerefli varlık ) olmanın en önemli özelliği, Allah’u Teala’nın yazdığı nurani akla  erişip, nefsani arzulara gem vurmaktan geçmektedir. Bellek, şuur, hafıza ve zekâ olarak tanımlanan akıl, geniş anlamıyla, “Bilip, tanıma, araştırma ve yargılamaya yarayan yetidir.” Beynin  fonksiyonu  olarak akıl, doğuştan itibaren  oluşmaya başlayıp, gençlik yıllarında şekillenip olgunluğa erişip , 30’ lu yaşlara kadar gelişme göstermekteyse de  ondan sonra yavaşlamakta; orta yaş döneminin sonunda -hücre ölümlerine bağlı olarak- durgunluk ve gerileme başlamaktadır. Zihinsel gelişmeleri, kişinin karakterini belirlediği gibi, karakteri de bir bakıma kaderini belirlemektedir. Aklın gelişimi için, sağlıklı beyine ihtiyacı olduğundan, çocuğun ana rahminden itibaren,  toksinlerden uzak gıdalara ihtiyacı olduğu gibi, yetişme döneminde de nefsani toksinden arınmış, fikri gıdalara ihtiyacı bulunmaktadır…

 

Akil-Baliğ (olgunluk)’den itibaren her insana boş bir defter( Amel Defteri) verilmekte; iyi veya kötü fiilleri bu deftere yazılmaktadır! ( Bkz. En’am 6 /61-62) Cenab-ı Hak bilgi anlamında, doğumdan vefata kadar hangi eylemleri yapacağımızı “Alim” sıfatıyla bilmektedir; bu  gerçek İlah olmasının gereğidir. Fakat hiç kimsenin insanlık vasfını kaybederek, Nefsi Emmaresinin kölesi olarak insan-ı hayvana dönüşmesini arzu etmemektedir. (Bkz. A’raf 7/17) Aksi takdirde, yeryüzüne kitap, peygamber ve veliler göndererek, insanlara rehberler kılmazdı! Buna bağlı olarak Rahman, Rahim ve   Adil-i mutlak olan Rabb, kulunun kötülükler yaparak, cehenneme gitmesini de arzu etmemektedir. (Bkz. Nisa 4/110)  Bununla  beraber zaruret sonucu, Cehennem, insan ve cinlere takdir edilmiştir. Bir başka ifadeyle, insan, kendi ayaklarıyla Cennet ya da Cehenneme  yönelmektedir. Cehennem, yeryüzünde nefis kirinden temizlenerek, ıslah olamayan Müslümanlar için rehabilitasyon merkezi olurken, inançsız ve zalimler için    tecrit edilmiş mekan olarak, zindan veya varlığın “çöplük alanı” olarak nitelenebilir!  Yargıya gelince: Rebbü’l Aleminin, mazlumların huzurunda zalimlerden haklarını alarak, onlara teslim etmesi ve herkesin hakkına razı olması sonucunda, İlahi Adaletin en küçük bir kuşkuya mahal kalmadan tescilidir. (Bkz. Nisa 4/168)

 

( Devamı yarın(

Bu Haberi Gördünmü!

KIYAMET SAATİNDE DABBETÜ’L ARZ VE HZ. İSA ( I)

Yaratıcı olarak Allah inancı temelleri üzerine kurulu dinimizde, maddi yaradılışın sonlandırılmasını belirleyen zaman dilimi olarak …