Asil Tuncer Nemrut’u Ele Aldı “Nemrut’un Laneti İki Nemrut’tan Biri”

 

 

Ulusal bir turizm haber sitesinde Nemrut Dağı’nı konu alan ünlü yazar Asil S. Tuncer, doğru bilinen yanlışlardan hasetti.

Turizm değerlerimizin yok olmaya yüz tuttuğunu belirten Tuncer “ 15-20 yıl öncesine göre ulaşım belki daha kolayladı ama şimdi daha çok tahribat ve yıpranma söz konusu. Diyoruz ki turistik ziyaretler Nemrut’taki heykellere zarar veriyor. Bunun doğruluk payı var. Yalnız şunu da bilmekte fayda var. 2.000 yıldır sapasağlam bu heykellere bir şey olmadı da neden son 30 yıldır özellikle gözle görülür bir yıpranma meydana geldi” dedi.

“Bunu hiç düşündük mü?” diyen Tuncer “ Bu yıpranmada ziyaretçilerin payı, onların verdiği zarar yok değil; elbette var. Heykellere tırmanıp fotoğraf çektirmek, ellemek ve sanki onlar bahçe duvarıymış gibi üstüne çıkıp cambazlık yapmak ve her taşı, her heykeli asker arkadaşına sarılır gibi yapışarak fotoğraf çektirmek. Elimizdeki teri, asidi oraya bırakmak. Ondan başka defineciler, talancılar. Doğa şartları tabi ki etken ama bir düşünün 2.000 yıldır ordalar ama bozulma, ziyan olma son 30 yıldır, hele hele 20 yıldır çok fazla. 2.000 yılın yapamadığını 20 yılda ne, kim nasıl yaptı? Oranlarsak hız korkunç: tam 100 misli.

Günlerin uzun olduğu aylarda günbatımı için öğleden sonra Adıyaman’dan saat 14.00 ya da mevsime ve programa göre misal Kâhta’dan saat 15.00 gibi hareket ederek Karakuş Tümülüsü, Cendere Köprüsü ve Arsemia görülüp dağa doğru tırmanılmaya başlanılır ki bu gezilere genelde günün yarısından başlanıldığından hareketler ağır ve aksak olur. Bir de işin kavurucu sıcağını hesaba katarsak. Biz rehberlerde de belirli belirsiz bir panik. Yolda bir şey olsa gün battı ve gitti; haydi buyur ondan sonra. Mutlaka ve ister istemez stres yaparsın biraz. Sabah gündoğumu ise tam bir yorgunluk ve insanın kendi kendine işkence yapmasıdır. Lokasyona göre gece 02.00 veya bilemedin duruma göre 03.00’te yola koyulursun. Kalkılır lafını etmiyorum zaten ha uyudun ha uyumadın arası bir şeydir bu.

Oysa Antiochus’un gerçek ritüeli akşamüstü güneşin batışıyla alakalıdır. Kültür ve tarih tembelliği yapıp arkeolojiyle kim uğraşacak şimdi deyip işi safi gün doğumuna bağlayarak ve bir şekilde içini de doldurarak harala gürele direk dağa çıkarsın. Bizdeki meşhur söz gibi “delinin biri kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz” ya yerli gruplara tur yapan bir acente bunu çıkardı ondan sonra önünü alabilirsen al. Sabah 08.00 civarında aşağıya inip Arsemia, Cendere Köprüsü ve Tümülüs’ü ziyaret et o uykusuzluk ve yorgunluğun üstüne. Biz Türkler daha çok güneşin doğuşundaki görsellikle ilgileniyoruz; inişte tur yerine tam gaz otel ve kahvaltı. Sonra bir yorgunluk çöker ve uykun gelir ki sorma. Taşa yatsan uyursun inan.

Yine de hem rehber hem yolcu güneşin doğuşunda çok yorgun olduklarından ertesi günkü turları verimsiz ve sancılı geçer. Hatta olası kazalara da davetiye çıkar. Atatürk Barajı, Balıklı Göl ve Harran’ı artık nasıl ve ne derece görürler, gezerler Allah bilir. Hele bir de başka bir saçmalık da güneş doğarken sabah sabah şarap içenler. Ya çılgınlığın da bir doruk noktası var. Bu aşmış bir durum. Sabaha karşı tan yerine bakarak şarap içmek, boş mideye alkolü indirmek hangi akla hizmetse. Hele ertesi gün tura devam edilecekse. Diyecek sözüm yok. Ben ancak o saatte ya süt ya da çay içerim. Olmadı su.

Gelelim asıl konuya. Konu bu değil. İster doğuşa çık ister batışa. Hatta istersen orda kal; hem doğur hem de batır. Ayrıca ne içersen iç. Derdimiz bu değil. Sorun başka. O da şu: 1970li yıllardan 80li yıllara kadar bırakın Kahta’yı, Adıyaman’da bile otel yoktu. Nemrut için gelen turistler karavan, kamping ve ev pansiyonculuğu şeklinde konaklama ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. İlginçtir; o yılların turist rakamlarına baktığımızda bugünden sanki daha fazla o imkânlara ve şartlara göre.

Misafir oldukları evlerin avlularında uyku tulumuyla uyuyan turistlerden bugüne 3-4 yıldızlı otellerde konforlu odalarında konaklayan turistlere doğru şöyle bir göz attığımızda ortaya artan hizmet ve yükselen kalitesi ile ters orantılı olarak azalan kalite ve daha düşük turist profili göze çarpıyor. Bana inanmazsanız, gidin bölgede çoğu şuan profesyonel otel, restoran, acente veya taşımacılık yapan o günlerin öğrenci ve genç yaştaki kılavuz, ev pansiyoncusu, ekmek arası köfte yapan ya ailelerin çocukları ya da bizzat kendileri bugün sektörün tam orta yerindekilere sorun.

Haber Merkezi

 

Bu Haberi Gördünmü!

2. Gıda ve Yöresel Ürünler Fuarı Açıldı

Adıyaman’da 2. Gıda ve Yöresel Ürünler Fuarının açılışı düzenlenen tören ile gerçekleştirildi. Adıyaman-Kahta Karayolu üzerinde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir