BİR DEMET HAYAT

(Gurbette bir Adıyamanlı-Mustafa ÇETİNKAYA)

“Hayat bir tiyatrodur,Tiyatro da bir Hayat”

 

Ben Adıyamanlıyım,Hısn-ı  Mansurlu..

Hısn-ı Mansurda;

Hasan Mekki çıkmazı’nın kerpiç bir damında doğmuşum..

İlk,babam beni almış kucağına-Mustafa ..demiş..

 

Anama sorarsan;

Karakış mı,zemherimi der,bilemem..

 

Ama ben nedense;

Bağbozumu,kergah zamanı;

Bir mişmiş ağacının gölgesinde doğduğumu düşlerim.

 

Ne zaman doğduğum pek belli değil;

Çabuk askere gideyim diye,

Büyük yazdırmışlar kütüğe..

Hem o zamanlar- tarihin ne önemi vardı ki;

Ha on ay önce,ha on ay sonra….”

 

Ben Hısn-ı Mansurluyum,öz Adıyamanlı..

Ne sandın beni?

Hısn-ı Mansurun sevdasıyla dolup- taşmışım.

.

Hocaömerli,Eskisaraylı,Musalalı,Kalalı,

Harharlı,Sıratutlu,Yenipınarlı,Maralı,

Ben  buralıyım gülüm,buralı..

 

Sizden biriyim..

Çekinmeden-Sarın beni

Sizden ne farkım var sanki?

 

Bakma  gözlerimin kısıklığına , yüzümün parlaklığına,

Kanma ellerimin nasırsızlığına;

 

Bu  parlak yüz -çile ve ızdırabımın başka  adıdır,

Bu eller,bu kısık gözler- hasretimin canlı  şahididir..

 

Bakmayın öyle,çekinmeden –yaklaşın-yanaşın;

Ben bir muammayım;

Çileyle yoğrulmuş hayatın özüyüm ,taa kendisi..

Bazen-kuytu köşelerde uğur böceği,

Bazen ıssız dağ başlarında bir kır çiçeği;

Ellerinizi kanatmadan –çalılar arasından alın koklayın..

Açıp-okuyun, tanıyın beni;

Ahh!

Beni,benim gibi olanlar anlar..

 

Ben Adıyamanlıyım,Hısn-ı Mansurlu..

 

Çocukluğumda az mı içtim ayran çorbası,

Deleme çevirdim kırnap ipiyle,

Hem çelik-çomak,misket oynadım,

Hacı Ahmedin düzünde cirit seyrettim..

 

Ne sandın beni?

Kubbezi  peşinde az mı koşturdum

Dar sokaklarda düşüp-kalkarak..

 

Dinle de anla…

Her yanımız yara-bere içinde,gözlerimiz çapaklı..

Üstümüzde Kayseri bezi’nden bir  fistan,

Ayaklarımız çıplaktı.

Anam  kırmızı bir iplik bağlardı ayak parmaklarıma- tılsım diye;

Ki-Taşlara değerek-kanamasınlar..

 

Bazen Beri Köprüs’ünde ben bir serçeydim;

Dellek ve Zağla’nın suyundan içen..

Bazen Yedi kardeş te serden geçendim;

Memleket üstüne türküler yakan..

 

Bizim de;

Bağımız-bağçamız vardı;

Harmanda gemlere ben de binerdim,

Sokağın girişi  o kadar  dardı,

Çalıyı-çırpıyı kırar-giderdim..

 

Hatırlarım;

Emmi’min, İngiliz  şalvarı vardı,

Üstüne giyerdi beyaz bir mintan,

Elinde kehribar tespih parlardı,

Ayağında kırmızı bir çift yemeni,

Emmim de şatafata çıkardı bazan

 

Ben Hısn-ı Mansurluyum,öz Adıyamanlı..

Anlayın beni;…

 

Ben de böcek dolu kuyulardan su içtim sitillerle,

Geceleri-babamdan “Kelle Vurma Hikayeleri” dinlerdim,

Damda yıldızları seyre dalarak.

Abdulgani Baba Türbesinde kel köfte yerdim,

Bibim gilde  Şillige pekmez  verirdim..

 

Beni böyle görün;

Beni benden sorun..

 

Ahh..

İlk kez musallada ,bir bayram günü;

Gördüm Boncuğu,Seyrettim Cambazı..

 

İçimde bilemediğim duygular yeşerdi;

Beni ben etti.. .

 

Birgün atladım Muhlis’in Busing’ine ,

Gidiş o gidiş..

 

Artık her şey gerideydi;

Kel Şükrü’de  yemek yiyemeyecek,Kahveci Musa’da çay içemeyecektim,

Pirin Havuzunda yüzemeyecek, Nakib ın  Havuzunda gezemeyecektim.

Artık;

Çeşme lüllüklerine ağzımı dayayarak-Su içemeyecektim kana kana,

Yenipınarda,Hocaömerde,Ulucamide,Eskisarayda..

 

 

Neyleyim ki-içimdeki ateşi söndüremedim;

Gurbet ateş ini sıla hasretine sardım- düştüm yollara..

Çağ-çağ aştım,diyar diyar koşup-dolaştım, hayallerimin peşinden..

 

İstanbula gidecek, kurtulacaktım..

 

Aha gurbetteydim artık;

Abopaşa deresi,Mıcır,kabaltı her şey her şey gerideydi şimdi;

Ahh!Gençliğim Eyvahh..

 

Bir deryaya  dalmıştım tarifsiz duygular peşinden..

 

İstanbul sokaklarını arşın-arsın nakşettim gönlümün umman sahnelerine..

İstanbul sokaklarında ,

Öylesine bir hayatın cenderesinden geçtim ki;

Hamdım,toydum- piştim;Yunusvari,ben-ben oldum..

 

..

Geçti ömrümüm üç çeyreği İstanbul sokaklarında;

On üç çocuk doğurmuş bir Ana’nın hali gibi,

Okudum ,derledim,topladım-köm,köm ettim,

Karıncalar gibi düştüm yollara;

Dağ dağ aştım,

Adam olmak, beni- ben  etmek için.

 

Ben Adıyaman’lıyım,Hısn-ı Mansurlu..

Hısn-ı Mansurun garip ve bi’kes çocuğu..

 

Birgün olsun Moda’da balık yemedim,

Boğaziçinde sevdalanmadım;

Ben Adıyaman’ı düşünen bir Orhan Veli’ydim..

Gönlümde hicran ateşinin közleri,

Kadehlerimde sahnelerin izleri vardır..

Yoruldum artık;bıktım-usandım,

Sıla hasretiyle kavruldum,yandım,bittim.

Gurbet ateşiyle aş olup-piştim.

.

Hiç kimsem yok,yalnızım-yapayalnız..

Aha! Döndüm,

Şimdi aranızdayım;

 

Kulaklarımda yeditepeden yükselen bir ezan sesi,

Ensemde Kertilli Hocanın tatlı nefesi..

 

 

Gelin yaklaşın yanaşın,sarışın.

 

Şair değil,aktör değil,filozof hiç değilim,

Bir Akif,Bir Hayam,BirYunus hiç değil..

Kim bilir;

Belki bunların meczinden oluşmuş bir karışım gibiyim..

 

Beni benim gibi görün, Beni benden sorun:

 

Ben bir terkibim kadehlerdeki,

İçin-alışın..

Ben  BİR DEMET HAYATIM;

Alın-bölüşün…

Bu Haberi Gördünmü!

NOSTALJİ

 (İĞDİŞ EDİLEREK SUSTURULMUŞ TOPLUMLAR) “Bir gaflet çukuruna kurulmuş salıncaklar; Üstünde divan durmuş (PUT’LARA) baş eğenler. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir