BİR TÜTÜN HİKAYESİ..

Galiba Adıyaman insanının,sanki-gizli bir el tarafından kaderine raptedilmiş iki ezeli/kadim beladan,yani(Irgatlık Ve Kaçakçılık) illetinden kurtulmasına asla izin verilmeyecek!”

Evet..

Bakınız,Bu ezeli Ve kadim bela başımıza kimler tarafından,nasıl ve niçin sarılmıştır ki;Geçen uzun yıllardır rağmen hala başımız/Demoklesin Kılıcı gibi/ sallanıp/durmakta..

Batılı kapitalistler,yıllar önce ülkemizde ilk etapta-Osmanlının(Düyunu Umumiye)borcunu tahsil etmek için-yeni bir Tekel/Reji(Halkın deyimiyle (RECU)idaresini kurarak,onu-bizzat atadıkları kendi-YÖNETİCİ Ve KOLCULARI-eliyle kontrol altına aldılar,sonra-TÜTÜN EKİMİNİ-ülkede yaygınlaştırmak üzere,DEVLETİ de yanlarına alarak halkı telkin ve teşvik etmeye başladılar..

Sonra mı?

Sonrası malum,Tavşan kaç,Tazı tut misali;Tütün Ekicileriyle Tütün İçicileri sürekli kan/ter içinde kalmak pahasına kaçtı,Kolcular da peşlerinden Onları(Vatan/Millet aşkına) ha bire kovaladı-durdu, derin ve mistik bir Kolcu/Kaçakçı refleksiyle..

Bereket versin ki!

Rahmetli Turgut ÖZAL(1980’lı yıllardaki) Başbakanlığı döneminde,toplumun başına (Demoklesin Kılıcı gibi)bela olan –KOLCULUK-sistemine son verdi de;Halkımız da hem KOLCULAR’DAN Ve hem de Onların önünde sürekli kaçmaktan kurtuldu..

Şimdi..

Vardığımız nokta bu Yıllanmış/İşin final kaçışıdır artık;Bundan böyle Kim kimi kovalar, Kim Kimden kaçar- onu kestirmek zor..

Bu hikaye daha çok “havanda su dövdürmeye” devam edeceğe benzer,lakin bunun; Adıyaman Ve İnsanına bir fayda ve yarar getireceğini sanmıyorum..

Bu nedenle de yeni bir şey yazmaya gerek görmüyorum,zaten;Bugün yazacağımı da dün’de yazmış olduğum için,ancak onu anımsatmakla yetineceğim…

 

TÜTÜNCÜLER..

Eskiden;

Jandarmalar dağ başlarını,

Kolcular köşe başlarını tutardı,

Ölüm enselerinde kol gezerdi,

“Sıtmaya razı edilirdi yürekleri!”

Tütüncülerin..

 

Oysa ki-Tütün!

Adıyamanlılar için;

İşti/Aştı- ekmekti, suydu-havaydı,

Özgürlüktü/var olmaktı,

Nasırlı ellerde kırpılan bir sevdaydı ,

Bebelerin ağzındaki süttü/hayattı..

 

Oysaki-Tütün!

Adıyamanlılar için;

Traktördü,Pulluktu,Çiftti/Çubuktu,

Oğul/kız, Gelin/güveyde dondu/şalvardı,

Düğündü/dernekti,zılğıttı/halaydı,

Okuldu, eğitimdi, uygarlığa uzanan bir aydınlıktı ..

 

Narh koyup aldılar elinden;

“kestiler hayat damarını!”

Tütüncülerin..

 

Şimdi;

Jandarmanın yerine Polis,

Kolcuların yerine Maliyeciler

Sokak başlarını tutuyorlar,

Ekmeğini alıyorlar ellerinden;

“Hayat Ve Uygarlıklarını!?”

Tütüncülerin..

 (İHB/Şiir Pazarı Şiirleri/18.Ağustos.2014/DATÇA)

…………………………………………………………………………….

ADIYAMAN TÜTÜNÜ..

Biliyorum,bu şiiri okuyan bazı (kalbiyle ağzı arasında mesafe koyan)beyin özürlü saf diller; Ama da abartmışsın ha-tütün bu kadar önemli miymiş ki,yine dayayıp/döşemişsin!” diyecek ve  işi zararından,necisliğinden,mekruhluğundan,hatta haramlığından dem vurarak “SİGARA YASAĞIYLA” sonlandıracaklardır..Ancak-bunların aklına-Adıyaman Tütününün- Adıyaman’a yıllarca nasıl bir “katma değer” kazandırdığını,işsizlik ve istihdama,dolayısıyla da Adıyaman insanına nasıl bir “sosyal refah ve fayda” sağladığını ve Adıyamanlı birçok köylü ve çiftçinin bugünkü zenginliğini de özellikle de “tütüne” borçlu olduğunu şüphesiz ki söyleyemeyecektir..

Bunlar; Belki zararından dolayı-narh konularak-yasaklanan (Milli)tütünümüze rava görülen bu eylemi yerinde ve haklı göreceklerdir,ama-Bunun yerine ikame edilen“ABD” tandanslı Şirket tütününün ülkemizde cirit atarak-marketlerin raflarındaki başköşelerini neden işgal edip süslediğinide hiçbir zaman anlamayacak ve asla sorgulamayacaklardır..

Öyle ya!

Madem ki (TÜTÜN)zararlıydı, O halde (ABD) tekel şirketlerine tanınan bu imtiyaz neden?? Hem de daha çeşitli/çeşnili “süslü/zehirli ve albenili” olarak..

Siz istediğiniz kadar yabancı sigaraların üstüne “Sigara zararlıdır/öldürür!” ibaresini yazın, bu Size düşmüş olduğunuz çelişkiyi ortadan kaldırmayacaktır..

Şimdi!

Tütünümüzün sevk ve idaresi bundan böyle;Sanki gizli bir el tarafından bilerek iş ve işlevsiz bırakılmak üzere (hantallaştırılıp/özelleştirilen) o“İstihdam ve Ekmek kapısı” Tekel İdareleri dağıtıldıktan sonra ,artık ABD/Türün Şirketlerine emanet edilmiştir..

Ve şimdi artık; İstediğiniz yerden yakabilir ya da yakmayabilirsiniz cigaranızı; Eğer yüreğiniz hala varsa ve yanmıyorsa..

Geçenlerde Sevgili dostum Dr. Abuzer DEMİR değinmişti; “Adıyaman insanı şimdi de,başta Çelikhan İlçemiz olmak üzere-İÇİMLİK/KAÇAK TÜTÜNE-ağırlık vermiş,ancak-her ekici 200 kg ekebilecek ve her seferinde 20’şer kg’dan fazla taşıyıp-Adıyaman dışına-satamayacakmış..

Yani bu da “Narhın Narhı”dır ve ektiğinizi “Kaşıkla satın” demekten başka bir şey değildir.. 

Yahu!

Bari bundaki “Narhı” yasağı kaldırın..

Çünkü; Adıyaman’ın içimlik/sulu tütünü de (ÇİĞ KÖFTESİ gibi..)Türkiye’de işleyen bir marka haline gelmiştir ve bugün “İstanbul,Ankara,İzmir,Bursa,Adana,Mersin gibi..” büyük illerin aranan bir tüketilen bir ürünü haline gelmiştir.. Ancak,gerek ekim alanı ve ekicisinin çok az ve sınırlı bir bölgeye sığınması,gerek yasaktan dolayı,bugün bunun daha ileriye taşınması zor görünüyor.

Ama yine de,Adıyaman’da bununla uğraşan ailelerin toplamı(2-3Bin aile)civarındadır ki,bu da takriben(10-15Bin) kişinin istihdam ve geçimi demektir..

Ben,Tütündeki bu yasak ve kısıtlamaların kaldırılması halinde,Adıyaman’daki istihdamına ve dolayısıyla da ekonomik hayatına çok anlamlı katkılar yapabilecek-potansiyel ve yaygın- bir ürün haline gelebileceğini düşünüyorum..

Bu tespiti..

Başta Adıyaman Valisi-Sayın Mahmut DEMİRTAŞ olmak üzere,ilgililerin bilgisine sunuyor ve gerekli hassasiyetin gösterilmesini bekliyorum..

Bununla ilintili olarak,İstanbul’da sıklıkla gördüğüm ve Datça’da da bizzat yaşayarak-bana yukarıdaki “TÜTÜNCÜLER” şiirini de yazdıran bir olayı anlatmak istiyorum..

Evet..

Geçen pazar günü, oğlum Kürşad’la beraberindekileri İstanbul’a geri uğurladıktan sonraki burukluğumu bastırıp-ötelemek üzere- koltuğumda taşıdığım günlük gazetelerle beraber, kendime- Datça’da mesken seçtiğim sahildeki mütevazı çay bahçesindeki yaşlı ağacın- gölgesine sığındım..

 Gazetelere ne kadar daldığımı ve zamanın nasıl akıp/gittiğini, o şirret, kaypak ve aldatıcı ağustos güneşinin sıcaklığını alnımda hissettikten sonra anlayabildim ancak.. Gayri ihtiyari gerinerek-daldığım düşlerden uyanıp ta çevreme boş nazarlarla baktığımda;birkaç metre yakınımdaki sundurmanın altındaki bir masa ve yanındaki sandalyede oturarak-benim gibi-bakışlarını dalgın/durak gezdiren temiz yüzlü bir delikanlıyı fark ettim..

 Yanına yaklaşıp, selamlaştıktan sonra sordum;

 -Oturabilir miyim?

-Tabi-buyurun Ağabey!

 Oturdum, elimde taşıdığım Gazeteleri masaya bıraktım ve Sigara paketini açarak kendisine uzattığımda ise; -Teşekkür ederek-önündeki açık sigara tabağını gösterdi ve isterseniz buradan yakınız! -Teşekkür ederim,Ben değişik sigara içmek istemiyorum da..” dedim. -Fakat bu çok özel ve içimi de güzel bir tütün; “ADIYAMAN TÜTÜNÜ” bu. dedi. -Ben Adıyamanlıyım, adım Halil, öyleyse bir tane alayım, dedim..

 Sigarayı bana uzatırken;

-Ben de Cengiz-Sivaslıyım; Ben ve Annem sürekli “ADIYAMAN TÜTÜNÜ” içeriz-çok memnunuz.. dedi..

 Evet..

 Sivaslı Cengiz ve Binlerce Cengizler; Kendi vatanında, yeri,ekicisi ve kalitesi tartışmasız,ancak hala yasaklı ve firari “ADIYAMAN TÜTÜNÜ” içiyorlar..

Ben ise Bir Adıyamanlı olarak; Vatanı ve yeri ve menşei muğlak ve meçhul ancak özgür ve serbest (ABD) patentli “TOPLAMA VE DAYATMA/NESEPSİZ TÜTÜNÜ” içiyorum..

Şimdi ben-Bir Adıyamanlı-olarak..

 “Tütünüme -NARH-koyarak yasaklayan ve binlerce üretici hemşerimi işsiz/güçsüz bırakıp-IRGATLIĞA-mecbur ve mahkum ettirerek perişan eden Devletime mi kızayım, yoksa, buna; Bir çözüm bulamamanın öfkesiyle yıllardır ha bire kalem oynatıp/feveranıyla akim kalan kendime mi?

 Bilmiyor/Bilemiyorum..

 Her neyse..

 O günden sonra “Sivaslı Cengiz’le” dost olduk; Şimdi artık zaman-zaman O “Datça Sahilinde mukim Çay Bahçesindeki” Sundurmanın gölgesinde buluşup “Adıyaman Tütünü” içiyor “Sivaslı Ve Adıyamanlı” ırgatlarımız üstüne muhabbet ediyor-insanımızı da bu kısır döngüden nasıl kurtaracağımıza kafa yormaya devam ediyoruz..

Mesela;

Şüphesiz ki, Adıyaman’da da her zaman potansiyel iş ve istihdam alanları vardır..

Ancak,Adıyamanlı!

-Turizm alanına heveslendi-birkaç uyduruk tesis dışında-onu beceremedi,

-Sanayi ve Ticaret alanına girdi,hala tökezliyor,

-Sanayi ve ticarete heveslendikçe de,tarım ve hayvancılığını da ihmal ederek atıl ve akim bırakarak-onu da-yok etti..Çünkü,kent hayatına alışan hiçbir kişiyi artık kendi kırsalına geri gönderemezsiniz,geri dönse bile “işsiz ve işlevsiz” kalmaya mahkumdur..

Bu nedenle de bir çok Adıyamanlı gurbeti mesken seçmiştir..

Acaba,diyorum Adıyamanlılar!

Gurbetteki Adıyamanlıların “Gurbetten Sılaya” üretip-Ülke’de marka haline getirdiği “ADIYAMAN ÇİĞ KÖFTESİ’NİN” yanına-Marka olarak-bu kez de üretip “Sıladan gurbete” uzatıp yaydığı “ADIYAMAN TÜTÜNÜ’NÜ” de ekleyebilecekler midir??..

Bekleyecek ve göreceğiz..

SON/SÖZ;

Allah,sonucuna katlanmak üzere kullarını-kendi kaderlerini(İş Ve İşlevini) seçmede özgün ve özgür bırakmıştır ki,bu;Beldelerle ülkeler için de geçerlidir..

 Sevgilerimizle…

 

Bu Haberi Gördünmü!

ŞİİR PAZARI ŞİİRLERİ/TESBİHAT..

“Aşktır benim hakikatim;Bulmaya geldim dünyaya!” TESBİHAT Hangi Şey’e baksam seni görürüm Subhan’u-Elhamd’u-Allah’u Ekber O Şey’e …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir