Bulutlar Kandırdı Bizi

Dün gökyüzünü bulutlar kapladı. Güneşi gölgeledi kara bulutlar.

Yağmur yağacak diye umutlandık; olmadı, yağmadı.

Oysa kirlenen havanın temizlenmeye ihtiyacı vardı, meyvenin sebzenin, yabanda içecek iki damla su arayan kurdun, kuşun, yılanın, çıyanın suya ihtiyacı vardı.

Yağmur yağmadı. Göğü kaplayan, geniş, uzun, kara bulutlar yağacak yağmuru içine hapsetti.

Bir çocuk bencilliğiyle bütün oyuncaklar benim dercesine bütün yağmuru kendi içinde sakladı.

Bir zamanlar ve şimdi de bazen yağmayan yağmur için duaya çıkarlar; el açarlar gökyüzüne, yağmur yüklü bulutların semaya açılmış elleri boş bırakmamasını dilerler, hapsettikleri yağmuru susamış toprağa salıvermesini isterler.

Bazen, dizlere çöreklenmiş romatizma, sızı katsayısını arttırarak, kara bulutların insafa gelmek üzere olduğunu müjdeler birilerine.

Müjdeyi alanlar, yıllardır romatizma sızılarına katlanan insanlardır.

Bencillik, tüm gücü kendinde toplamak, yalnız insanlara özgü yapısal bir durum değildir.

Aynı bencillik doğada da vardır. Ambarını doldurunca gidip yuvasında ayağını uzatıp yatar mı karınca?

Yağmur yağacaktı, yağmadı.

Domatesler susuz, meyveye durmuyor, ithal domatesler hem pahalı, hem hormonlu…

Dua etmekten gayrı bir sermayesi olmayanlar, verilenle yetinenler, üzgünler, umutları kırık.

Zengin, “bereket azdadır,” diyor ama kendisi asla az’la yetinmiyor!

İhtiyaçları temin edilsin diye ellerini semaya açmıyorlar, tek sermayesi dua etmek olanların adına gönderilenleri de kendi hanelerine kaydediyorlar.

Garip bir dünyada, sıradan insanların fark etmedikleri tuzaklarda yitip gidiyoruz, beraberce ve umutsuzca.

Semaya açılan eller, yağmur yerine, makul bir muhakeme yapabilme yetisi isteyemezler miydi, acaba…

Bu Haberi Gördünmü!

Hava Puslu

Dün sabah koyu bir sise uyandı Adıyaman. Göz gözü görmüyor, görüş mesafesi on metreye düşmüştü. …