DEĞİŞİM..

“Her sabah şafak vakti rahmet kapıları ardına kadar açılır ve kulların rızıkları dağıtılır..Ohalde;Sabahları-dahaüstüne güneşin ışıkları düşmeden-uyanki, rızkın çoğalsın,betin ve benzin solmasın!”

GURBET’TEKİ ADIYAMAN

“Sıla’dan-Gurbet’e/Bir Irgat Kent..”

Bir“SILA ÖZLEMİ” çöker içime,

“GURBET YOLLARINA ATINCA BENİ”;

Ansızın “içimden” kavrulur çime”;

Gözümün hasreti-RESMEDER SENİ..

 

Dolanır dilime “GURBET TÜRKÜSÜ”,

O “KISIR DÖNGÜNÜ” söyletir bana;

“KURULUR UFKUMA HASRET KÖPRÜSÜ”;

Beni (mahzun/mahcup)GETİRİR SANA..

 

Çaresiz kalsam da-bulurum derman;

Derdinin acısı sarınca Beni,

“O SUSKUN HALİNE OLURUM FERMAN”;

İnsafsız (ÇOBAN’IN)-VURUNCA SENİ..

 

KALEMDE NİYAZIM, KAĞIT’TA YAZIM;

Ben senin derdini dert ettim Bana!”,

DİLİMDE AVAZIM-AĞIT’TA SAZIM;

Ben kendi kendimi bent ettim Sana”..

 

Bak! (Yine zem etmiş)-İDRAKSIZ DİYE;

Sahibin geçinen“ŞEHREMİN”Beni,

Halbuki“BEN ONA VERDİM HEDİYE”;

Ki! ”AKLIMLA YAŞAYIP/YÖNETSİN SENİ”..

 

BİLİRİM IRGATLIK BAŞINA BELA;

Ki! Hala (GÜR SESİN)gelmiyor Bana,

“UYGARLIK YOLUNABİR ADIMKALA!”,

Neden!ŞUKÖR TALİHGÜLMÜYOR SANA”??

 

(İHB/23.Ekim.2010/03 Şubat 2017–İstanbul) Dün,gecenin 3’ünde uyudum,sabahın 5’inde, mahmur gözlerle uyandım..

Kısa bir müddet nefsimle cebelleştikten sonra,saatin 6.30’unda  kendimi dışarı atarak-güneşin nazik ve nazenin ışınlarıyla yüzleştim..

Sokaklar boş ve sahipsiz,doğa metruk ve sessizdi;Ne sokak köpeklerinin uluması ne kedilerin miyavlaması ve ne de “Yusuf’u” kuşlarının guguklaşmasından hiçbir iz yoktu..

Kendi kendime “demek bir beldenin insanları uyuyunca-hayvanları da gizemli bir sessizlikte-sükunediyor!”dedim.

Elimdeki ses alıcı cihazını açarak-kendimi sağlık ocağı caddesinden aşağı doğru bıraktım ve kendi kendimi dinlemeye,bir taraftan da yolda-üstlerindeki mahzun mahmurluğun verdiği bir tembellikle-kararsız adımlarla işlerine gitmeye çalışan bir kaç genç işçinin hayatını düşünmeye başladım..Ve de eski Adıyaman’ı!

Adıyaman’da; eskiden bu saatlerde sokaklar böylesine boş ve sahipsiz,iş yerleri böylesine metruk ve ıssız,insanları böylesine sefil ve garip,hayvanları böylesine gafil ve eylemsiz değildi;Hiç olmazsa cami’den evlerine dönmekte olan birkaç yaşlı insanın iniltili/şekvalı öksürükleriyle muğlak ayak seslerini ya da ellerindeki asalarının tıkırtılarıyla beraber size yaklaşmakta olan bir grup(Ama)hafızın derin bilge ve fısıltılı teranelerinin varlığı hissederdiniz!

Lakin bunların hiç birisinden en ufak bir iz yokbugünün Adıyaman’ında!

Adıyaman’da; eskiden bahar ya da yaz mevsiminin bu saatlerinde kepenklerin(DARABA) insanı derin uykusundan sıçratacak haykırışlarını,yayılmaya güdülen sürülerin toz/duman içindeki gürültüsünü,Beriye giden kadın ya da genç kızların kollarına taktıkları bakraçların tıngırtısını,mahalle aralarındaki gezginci/ayran satıcı köylü çocuklarının utangaç/saf bağırtılarını ile üstlerine yığılan kadın ve çocukların onları etkilemeye yönelik vaveylalarını işitirdiniz..

Bazen de simitçi çocuklarının(bilhassa da TILMO’NUN) yeri göğü yaran ısrarlı/tiz çığlığını duyardınız!

Ama dedik ya,Bunların hiç birisinden bir iz yok..

Bunlar (DEĞİŞİM’İN) bir işareti mi,yoksa değişim adına (ÖZ’DEN) de kopuşun bir yüzü  mü?

Bu asırda değişim kaçınılmazdır..Ama bunu yaparken nefsin meftun’u müptela olduğu ataletinden sıyrılmak ve onu yeni(çağdaş/medeni)norm ve desenlerle  buluşturarak-daha da ileriye taşımak /taşıtmak ve insanıyla da kucaklaştırmak gerekmez mi?

Yani;Biraz mala/mülke sahiplenmiş olmak, yüksek bir refah düzeyine kavuşmuş olmak,uykuya açılan bir kapıyı mı aralamalı..

Aylaklık ve üretimsizliğe payanda mı olmalı..

Gaflet ve dalalete kılıf mı hazırlamalı insan..

Anladık!

Bugün Adıyaman’da (kırsalı hariç) artık hiç kimse erkenden kalkıp sürü falan gütmüyor,kimse koluna bakraç’ı takıp da Beri’yegitmiyor,kimse mahalle/sokak aralarında ayran ve yoğurt da satmıyor ve almıyor,ama bu, bunların yerine ikame ve idame edilen (çağdaş/modern)yapıların da varlığını gerektirmez mi?

Değişim;Eskininüretimsiz,köhnemiş ve yararsız  tüm yapısal bileşenlerini de modernize etmek ve bunu çağa/insana uyarlamak değil midir?

O halde;Bu tembellik,aylaklık ve duyarsızlık neden!

Herhalde biz değişimi;Biraz mala mülke sahip olmayı ve üstüne yatıp uyumak şeklinde algılıyoruz ki,bu da değişimi değil;Bencilliği,insani erdemlikten kopup ayrılmayı,aklı nefsin emrine vererek-hayvanlaşmayı ve ilahi mesajdan ayrılıp uzaklaşmayı körükleyip/besleyecek gayri insani bir refleksi doğuruyor..

Bunun sonucu olarak da-bugün Adıyaman’da;

Tarım ve Hayvancılık ile onu geliştirecek-sektörelürün işletmeleri gelişmemiştir!

Ticaret ve sanayi gelişmemiştir!

Kültür/Turizm ve sanat gelişmemiştir!

Bunlar gelişmeyince ulaşım da gelişmemiş ve Adıyaman bir çıkmaz sokakta kendi kaderiyle baş başa bırakılmıştır..

İşin acı tarafı da,hiç kimsenin bunu-DERT EDİP-sorgulamaması..

-Halk sorgulamıyor,

-Sivil toplum örgütleri sorgulamıyor,

-Üniversite sorgulamıyor,

-Basın Ve Medya camiası sorgulamıyor,

-Yöneticiler sorgulamıyor..

Böyle olunca da;

Hem herkesin yaptığı yanına kar kalıyor,hem de bu- KISIR DÖNGÜ-ilanihaye sürüp/gidiyor ve tabi olan da yine sade-HALK KATMANLARINA- oluyor..

Öyle ya..

Sen sormazsan,adam yerine konup/sorulmazsın da..

Varsa yoksa yanaşmanlık ve yalakalık;İçinde şekva olsa bile-onu bastırıp-siyasi erkle yöneticilerini sürekli gayri samimi reflekslerle pohpohlamak-neredeyse tek geçerli sermayesi olmuş halkımızın ..

-İradenle seçtiğin,bir makama taşıyıp-görevli ve sorumlu kıldığın adamdan da, günü geldiğinde hesap sormasını da bileceksin kardeşim,çünkü;Sordukça, Onu da-önce kendisine,sonra da işine döndürebilirsin ancak,bari bunu bil..

-Sen,ataletinden/iş yapamazlığından dolayı içinde biriken buğzunu-korkundan öteleyip-yönecilerinesöylemezsen;Onlara da kendine de,memleketine de en büyük kötülüğü yapmış olursun-bari bunu farket be kardeşim-vaz geç şu sanal ve sahte pohpohlamandan..

-Silkinip/kendine dön be kardeşim;Kendine dön ve unutma ki,çevrendeki bu kısır döngünün vebali-önce Sana,sonra yöneticinin boynunadır!

Çünkü..

Önce Sen, yurttaş olarak düzgün bir insani duruş sergileyeceksin ki,onu;Seni ve Beldeni yönetenlerden de bekleyebilesin..

Eğer bunu,hiçbir şahsi menfaat beklemeden yapamıyorsan-yöneticilerini de; Vali ile Belediye Başkanını ve diğer yetkilileri-iş üretemiyorlar diye eleştirme hakkına da sahip olamazsın..

Ve çünkü..

Kent kültürüyle yoğunlaşmış-Medeni beldeler ancak,medeni ve kendini bilen sağduyulu,erdemli ve cesur insanların yüreğiden yükselir..

SON/SÖZ;

Değişim:Maddi zenginliğe sahip olmak ve öylesine  görkemli yüksek binalar, geniş bulvarlar,parklar yapmak demek değildir..Bunlar değişimin sadece basit birer aracıdır..

Adıyaman;Hiç kimseden sahiplik ve yardım beklemeden,içinde bulunduğu bu kısır döngüden,aymazlık ve tembellik girdabından kendi kabuğunu yine kendisi kırarak-çıkmak zorundadır..

İşte değişim;Bunu kavramak ve uygulamaktır!

Zira,(DEĞİŞİM)öbceİnsan’da ve idrakte başlar…

Sevgilerimle..

Bu Haberi Gördünmü!

ŞİİR PAZARI ŞİİRLERİ/TESBİHAT..

“Aşktır benim hakikatim;Bulmaya geldim dünyaya!” TESBİHAT Hangi Şey’e baksam seni görürüm Subhan’u-Elhamd’u-Allah’u Ekber O Şey’e …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir