DERSİMLİ KEMAL..

 

Yapılan olağan üstü kurultayda Dersimli Kemal, devrimciyim diyen CHP genel başkanı aslında kendiyle yüzleşmekten kaçan ve korkan bir psikolojik yaklaşım içinde.

Yaşadığı coğrafyada yani Dersimde 1937 ve 1938 yıllarında başlayarak 1950 lere kadar süren katliam ve baskıların yetiştirdiği bir Dersimli…

“Kendi geçmişiyle yüzleşemeyenler korkağın ta kendisidir“demiş, bilgenin biri…

Neler olmuştu şöyle bir geçmişe gidelim…

1847 yılında Dersim Sancağı Erzurum vilayetine, 1859’da Harput vilayetine bağlanmıştır. Dersim adının haritalarda boy göstermesi bundan sonra olmuştur. Bu tarihten sonra bazen sancak bazen vilayet olan Dersim 1923 sonrasında vilayet yapılmış ama 1926’da lağvedilerek kazaları Erzincan ve Elazığ vilayetleri arasında bölüştürülmüştür.

Dersimde devlet otoritesi yoktu. Vergiler sağlıklı toplanamıyordu. Bundan dolayı dersim sorun teşkil ediyordu.

1925 Şeyh Said, 1926-1930 Ağrı isyanlarının bastırılmasından sonra sıra Dersim’e gelmişti. 14 Haziran 1934’te Türkiye’yi etnisite esasına göre üç bölgeye ayıran 2510 sayılı İskan Kanunu çıkarıldı. 25 Aralık 1935’de bir nevi sıkıyönetim kanunu olan 2884 sayılı Tunceli İlinin İdaresi Hakkındaki Kanun çıkarıldı ve Dersim’in adı Tunceli (‘Tunç Eli’) olarak değiştirildi. Ardından Birinci Umumi Müfettişlik bölgesi kapsamında bulunan Elazığ, Tunceli, Erzincan ve Bingöl’ü içeren Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu.

Bölgeye dair izlenim ve önerilerini 1935’te hazırladığı ‘Şark Raporu’nda belirtmiş olan Başbakan İsmet İnönü 18 Haziran 1937’de Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın da katıldığı Bakanlar Kurulu toplantısında Dersim için ‘Islahat Programı’nı açıkladı. Programa göre, Dersim’e yol, köprü, okul, kışla yapılacak, askerlik ve vergi işleri düzene konulacak, ağalık, derebeylik, şeyhlik kökünden kaldırılacak, zorbaların malları devlete geçecek, halka toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verilecekti. Dersim’i haydut yatağı durumuna getirenler, Batı illerine nakledilecek, orada iskân edilip, namuslu, eğitilmiş vatandaşlar haline getirileceklerdi. Dersim tamamen boşaltılacak ve burada Bakanlar Kurulu’nun izni olmadan kimse oturmayacak ve yerleşmeyecekti. Böylece, resmi tarih tezine göre ‘Horasan’dan gelme öz Sünni Türk olan ama sonradan Kızılbaş Kürtlere dönüşen Dersimliler’, asıl çevrelerine, benliklerine kavuşacaktı. İnönü’nün açıkladığı önlemler arasında “Türklerin yoğun olduğu yerlerde kız ve erkek yatılı okulları açılarak Dersim’den beş yaşını doldurmuş kız ve erkek çocukların okutulup büyütülmesi, bunların kendi aralarında evlendirilerek, kendi ana ve babalarından kalan mallar ve mülklerin içinde birer Türk yuvası haline getirilmesi’ de vardı.

Başbakan Erdoğan  bazı eski belgeleri açıkladı: O dönemde 13 bin 086 kişi öldürülmüş. Bu “resmi” bir rakam.
Belgenin altında Dahiliye Vekili (İçişleri Bakanı) Mustafa Faik Öztrak’ın imzası var. ( sabah gazetesi 11 Kasım 2011)

Bu rakamın elli binleri bulduğu tahmin edilmektedir.
Not : Hayır, isim benzerliği değil; belgede imzası olan Öztrak, bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı olan Faik Öztrak’ın dedesi…

 

Seyit Rıza, Oğlu ve Avenesi Dün Sabah Elazizde İdam Edildiler.  (16 Kasım 1937, Tan)

Ancak idamlardan sadece 1,5 ay sonra Dersim’de ilkinden de kapsamlı bir harekata başlandı. Genelkurmay kitabına göre, Ovacık ilçesi adliyesi ve asker alma şubesinin istediği 1.149 kişi hakkında kanunu takibat yapan müfrezeye Kaçkerek köyünde 2 Ocak 1938 günü pusu kurulması ve toplam 9 jandarma erinin öldürülmesi üzerine, Haydaran ve Kör Abbas aşiretlerinden 100 kişi, Demananlı 50 haydut, Keçel haydutlarından 100 kişi, Abbas Aşuran ve Beyit uşaklarından 50 kadar silahlı kişiyle bunların 5-6 bin tahmin edilen aile efradını temizlenecekti. (Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (1924-1938), Genelkurmay Harb Tarihi Başkanlığı, 1972, s. 432 ve devamı)

1937-38 yıllarında 50 bin insan, çoluk, çocuk, yaşlı demeden öldürüldü. Devlet önce bu bölgede bir isyan çıkarttı; sonra isyan bastırma bahanesi ile katliam yaptı. Amaç, devlet otoritesinin ulaşmadığı bir bölgeyi merkezî otoriteye bağlamaktı. Kullanılan yöntem Osmanlı’dan kalma bir siyasetti. Bu yönteme göre devlet, kolunun ulaşamadığı yere önce parmağını sokup karıştırıyor. Bir asayiş sorunu ortaya çıkartıyor. Sonra devlet, isyan bastırma bahanesi ile tankıyla, topuyla geliyor. İsyan edenler şiddetle cezalandırılıyor. Devlet böylece kendi başına buyruk yaşayanlara gücünü, kuvvetini ve dehşetini göstermiş oluyor. İsyan çıkartmak ve bastırmak, Osmanlı’da devlet otoritesini temin eden bir siyaset olarak hep uygulana gelmiştir. (Mümtazer Türköne-Dersimin Çocuğu,Zaman Gazetesi)

O döneme tanıklık edenlerin itiraflarına kulak verelim. Olayların ne kadar acımasızca ve hunharca olduğu görülecektir.

 

DERSİM olaylarının yaşandığı dönem 2. Tabur, 9. Bölük’te görev yapan 101 yaşındaki Diyarbakırlı erlerden Eskeri Akyol, 74 yıl sonra “Kara Vagon” belgeselinde Dersim’de yaşanan korkunç olayları anlattı..
‘Dersim Tenkil Harekâtı’ katliamın 74. yıldönümü olan 5 Mayıs’ta Bilgi Üniversite Katliam sırasında asker olan Eskeri Akyol şahit olduğu vahşeti anlatırken o anı tekrar yaşıyormuşçasına “Allah Muhammed’in ümmetini bir daha bu hale düşürmesin !..” diyor.
Evleri içindekilerle birlikte yaktık.
“Biz Diyarbakır’dan yedi gün, yedi gece yürüyerek gittik Dersim’e. Gittikten sonra bizi Ali Boğazı’na verdiler.
Gittiğimizde evler yakılıyordu. Askerler ulaştıkları evleri içindekilerle birlikte gazyağı döküp yakıyorlardı.”

İhsan  Sabri Çağlayangil (İnfaz memuru) Dönemin Malatya emniyet  müdürü, İhsan  Sabri Çağlayangil aynı zamanda Seyit Rıza’nın idamında infaz memuru olarak görevlendirilmişti. Yıllar sonra kendisiyle yapılan röportajda o durumu şöyle özetledi:

”Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı.  Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti”

”Babasının manevi kızı”   Sabiha Gökçen (Pilot) M.Kemal’in manevi kızı, Dersim’i bombalamakla görevlendirilen Sabiha, Türkiye’ nin ilk  kadın savaş pilotudur. Yıllar sonra bir gazeteciyle yaptığı röportajda Dersim ile ilgili bir soruya şu cevabı verdi:

”Bombamın hedefleri benim gözümde insan değildir. Müteharrik bir takım hedeflerdir. Amirlerim bombayı atmakta vatani bir lüzum gördükten sonra bende askerce itaatten ve verilen vazifeyi tesirli ve iyi bir surette yapmaktan başka bir düşünce olmaz.“

Celal Bayar Dönemin Başbakanı olan Bayar, uzun yıllar sonra kaleme aldığı   anılarında şöyle diyecekti ”Atatürk vuracağız dersim’i dedi ve Dersim’i vurduk.

Başbakan Erdoğan: CHP Genel Başkanı Tuncelili, yani Dersimli. CHP Dersim katliamıyla şimdi yüzleşmeyecek de ne zaman yüzleşecek. (Taraf) 19 Kasım 2011

Bir şehri top yekun yakıp yıkan bir partinin başında olan şahsın gerçekten psikolojik sorunları vardır. Bu Yahudi birinin Hitler hayranlarının, nazi gruplarına katılmasından farksız değildir. Orada nasıl insanın mantığı almazsa Kılıçdaroğlu’nun yaptığınıda mantık idrak edemez. Ya orada bulunuyorsanız yapılan haksızlıkları kabul edip özür dileme cesaretinde bulanacaksınız ya da orayı terk edeceksiniz.

Başbakan bile Dersimde yaşananlardan dolayı devlet olarak özür diledi. Daha sen neyin peşinde ey Dersimli Kemal…

Orada birçok yakınını kaybeden ve acı ninnilerle büyüyen birinin gerçekleri görmek istememesi psikolojik savunma mekanizmasını kullandığının bir kanıtıdır.

Sen önce kendi devrimini gerçekleştir. Sen önce kendine dürüst ol. Sen önce vicdanın sesine kulak ver. O zaman samimiyetin ortaya çıkacaktır.

Aleviyim demekten bile itina eden birine nasıl demokrat denilir.

O zaman gerçekten Dersimli Kemal olacaksın.

 

10 / 09 / 2014

Serdar ÇALIŞ

serdarcalis02@hotmail.com

 

Bu Haberi Gördünmü!

KİMYA BOZULMASI

7 Haziran Seçimlerine doğru bütün partiler canhıraş çalışırken, Ak Partide bir rehavet gözlemliyorum. Nasıl olsa …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir