ESKİ ADIYAMANDA SOSYO-KÜLTÜREL YAŞAM ve RAMAZAN (IV)

(Dünden devam)

Sakal-ı Şerif ve Leyle-i Kadir

Ramazanın 26. günü öğle namazından sonra tellal çarşıda ikindi namazından sonra Ulu Cami’de Peygamber Efendimizin “Sakal-ı Şerifi”nin ziyarete açılacağını ilan etti. Babam abdest alarak kendisiyle beraber Ulu camiye gelmemi istedi. Ezan okununca hazırlanıp, dükkânı kapatarak camiye doğru yöneldik.

Dükkânlarını kapatmış birçok esnafın da bizim gibi, o tarafa akın ettiğini gördük. Ulu Cami Adıyaman’ın en eski yapılarından biri olup, Osmanlı dönemi öncesi Dulkadiroğulları Beyliği zamanında, Adıyaman Beyi “Eslemez” tarafından yaptırılmış, daha sonra birkaç defa onarım görmüştür. Çocukluk yıllarımda camide dış avlu ve avlu içerisinde iki katlı hücreler bulunmaktaydı. Daha sonra önündeki yolun genişletme çalışmalarıyla avlu ve hücreler ortadan kaldırıldı.

İkindi namazı oldukça kalabalık olduğundan, halk avluya kadar taşmıştı. Biz de avluda bir yer bularak, serilen hasırların üzerinde namazı kıldık. Tespih ve dua sonrası bir hafız oldukça güzel sesiyle “aşır” okudu, arkasından tekbir ve Hz. Peygambere salâtı-selam getirmeye başlayınca, cemaatte tekbirlere coşkuyla iştirak etti. İnsanlar hürmet ve tazim içerisinde tek sıra halinde caminin kuzey kapısından içeriye girmeye başladılar. Ziyaret görevini tamamlayanlar doğu kapısından çıkarak ayrılmaktaydı. Uzun bir bekleyişten sonra, camiinin kuzey kapısından girebildik.

İçeri oldukça kalabalık ve sıcaktı, buram buram terlemeye başladık. Uzun bir bekleyişten sonra sıra bize gelebildi. “Zombaba”lardan manifaturacı Hacı Efendi elindeki şişenin içerisinde bulunan Sakal-ı Şerifi gelenlere ziyaret için uzatıyordu. Babamdan sonra sıra bana geldiğinde öperek başıma koydum, o an yaşadığım duyguları burada kâğıda dökmem imkânsız; ancak yaşandığında anlaşılacak duygular olduğunu belirtmekle yetineceğim.

Burada şu noktaya da değinmekte yarar var, pek çok toplantıda, yeryüzünde bulunan Sakal-ı Şerif, Hırkayı Şerif ve Topkapı Sarayındaki kutsal emanetlerden hangisi gerçek, hangisi gerçek değil, şeklindeki sorularla çok muhatap oldum! Bana göre o objelerin bir kısmı veya hiçbiri Hz. Resulullah’a ve İslam büyüklerine ait olmayabilir. Fakat ben onları “gerçek olabilir” düşüncesiyle ziyaret etmekteyim.

Ramazanın son haftası zekât ve fitreler verilmeye başlayınca, fakirlerin yüzü biraz da olsa gülmeye başlamıştı. Bayramların sosyal yardımlaşma konseptiyle toplum katmanlarını yılda birkaç kez de olsa, birbirine hatırlatarak, yaklaşmalarını sağlamaktadır. Bu özellik, İslam’ın diğer din ve kültürlerde bulunmayan- ya da unutulan- en önemli özelliğidir. Bunca saldırı ve misyoner faaliyetlerine rağmen, İslam toplumu yine de ayakta kalabilmişse, bunu Rama-zan ve bayramlarda yaşanan sosyal ve ekonomik dayanışmaya borçluyuz.

Henüz Adıyaman’ın elektrik ve elektrikli gereçlerle tanışmadığı yıllarda mübarek gecelerde yakılan gazyağı kandilleri ve lüks lambaları camileri, adak mumlarıyla da, türbeler ışıl ışıl olurdu. Yatsı namazı öncesi mahalle çocukları müezzinle beraber minareye çıkar; Ramazanın ilk on beş günü “ Merhaba ya şehri Ramazan”, son on beş günü de, “ elveda ya şehri Ramazan” karşılama ve uğurlama ilahisinin nakaratını söylerdik. Fakat o yaz bağda olduğumuz için, bu koroya katılamamıştım. Ama Ramazanın ilk gecesinde olduğu gibi, Kadir ve Bayram gecesi de lastik meşaleler yakarak, ortalığı aydınlatırdık ( Devamı yarın).

 

Bu Haberi Gördünmü!

KIYAMET SAATİNDE DABBETÜ’L ARZ VE HZ. İSA ( I)

Yaratıcı olarak Allah inancı temelleri üzerine kurulu dinimizde, maddi yaradılışın sonlandırılmasını belirleyen zaman dilimi olarak …