Fıkıh Usulü – Abdulkerim Zeydan

Fıkıh usulünün lügat ve ıstılah manası verildikten sonra fıkıh usulünün öğrenilmesinin amacı üzerinde yapılan mülahazalar ile esere giriş yapılıyor. Fıkıh usulü ilminin tarihsel gelişimi ve alimlerin takip ettikleri yöntemlere kısaca değiniliyor. Akabinde kitabın terkibi ile ilgili okuyucuya bilgi veriliyor. Verilen bu ön bilgiler okuyucunun fıkıh usulü ile ilgili bakış açısını genişletecek bilgiler olarak önemli bilgilerdir.

Hükümler babında fıkıh usulünde gerekli olan kavramlar ayrıntısı ile izah ediliyor. Fıkıh okunurken bu kavramların bilinmesi konuyu kavrama açısından birinci dereceden önemli bir husustur. Fıkıhta esası teşkil eden “emanet ve ehliyet” konusu üzerinde dikkatlice duruluyor. Eser nihayetinde tercüme bir eserdir. Müellifin kendi yaşadığı yer ve dönem ile ilgili bir kısım yaklaşımları olmakla birlikte bunlar okuyucu için pek bir önem arz etmemektedir. Mesela Irak ceza kanunları ile ilgili olan kısım buna misal verilebilir.

Hükümlerin delilleri ele alınırken ufuk açıcı ayrıntılara yer veriliyor. Hükümlerin delilleri olarak şunlar beyan ediliyor: Kur’an, sünnet, icma, kıyas, istihsan, mürsel maslahat, seddu zerat, örf, sahabi görüşleri, bizden önceki şeraitler ve istishab’tır. Bunlar içinde özellikle dikkat çeken başlık “Bizden öncekilerin şeriatleri” başlığıdır. Bu konuda İslam alimleri arasında derin bir ihtilaf vardır. Müellif bu konudaki ihtilaflar ve görüşlere genişçe yer vermiştir. Bizden önceki şeriatlerdeki delil olabilecek hükümler ve sebepleri ile birlikte delil olamayacak hükümler ve sebepleri de okuyucuya sunuluyor. Bu konuda esas olarak şunu beyan edebiliriz. Şayet Kuran ve sahih sünnette bir hüküm varsa ve bu hükmün benzeri bir önceki şeraitlerde varsa bu beyan edilebilir. Bunun dışında delil olması söz konusu olamaz. Bahsettiğimiz durumda nihayetinde Kuran ve sünnette var olan bir hüküm olduğundan bizden önceki şeriatlerden delil olarak alınmasını boşa düşürür. Bu konuda kaynaklarımızda geçen Ömer bin Hattab’ın elindeki Tevrat yapraklarını gören Resulullah’ın (s) Ömer’e (ra) kızması ve bugün Musa (a) gelse bana tabi olmaktan başka bir şey yapmazdı manasındaki sözleri bu meseleyi anlamak için iyi bir delildir.

Hüküm istinbat edilmesi konusunda verilen genişçe bilgiler klasik fıkıh usulü kitaplarının hepsinde mevcut olan bilgilerdir. Nesh konusunda verilen bilgiler müellifin neshi kabul ettiğini göstermektedir. Delillerin tearuz etmesi konusu alimler arasında ihtilaflı bir konudur. Bu konuda müellifin beyan ettiği gerekçeler ile klasik tearuz silsilesi asıl geçerli olan silsiledir.

Eserin en orijinal kısmı son bölüm diyebiliriz. İçtihat ve taklit konusu bir başlık altında ele alınmış. İçtihat konusunda müçtehidin vasıfları ve içtihadın şartları verildikten sonra taklit konusunda taklidin hoş görülmediği görüşünü beyan ediyor müellif. Taklidin delilsiz hüccetsiz amel etmek olduğunu bununda zemedildiğini beyan ediyor. Mezheplere uymak konusunda maddeler halinde verilen bilgiler her Müslüman tarafından okunmalı kanaatineyim. Bu konudaki maddeler önemli olduğundan kısaca buraya alıyorum.

“1) Fıkhî islam mezhebleri, şeriatin nasslarını tefsir eden, bu nasslardan hüküm çıkaran medreseler (ekoller)dir. Yani bu mezhebler istmbâtta ve hüküm çıkarmadaki fıkhî esaslar (metodlar)dır; yeni bir şerî”at ve Islamdan gayrı bir şey değillerdir.

2) İslam şeriati -ki Kur’an ve Sünnet nasslarıdır-, hangi mezheb olursa olsun, ondan daha geniştir, daha büyüktür. Mezhebierin hiçbirisi tslamdan daha büyük ve daha geniş değildir.

3) İslam şeriati her mezheb hakkında hâkim ve şer”î bir delildir ve hüccettir; fakat hiçbir mezheb islam şeriati hakkında şer”î bir delil ve hüccet değildir.

4) Bu mezheblere tabî olmayı caiz kılan unsur, bu mezheblerin, mensublarına şeriatin hükümlerini öğretme, tanıtma oluşlarıdır.

5) Mezheb mensubu bir meseledeki şeriatin hükmünü, mezhebinden olmayan bir fakîhe sorup kendisine verdiği fetva ile amel edebileceği gibi, bütün ictihadlarda mezhebine bağlı kalmak mecburiyetinde olmadığından bazı meselelerde başka mez­hebe göre amel edebilir. Ancak bu bazı meselelerdeki diğer mezhebe intikalin (keyfî, canın istediği gibi, heva ve hevese göre değil;) sebebinin, şer”î bir delil ol­ması şarttır.

6) Mukallidin zemmolunmuş, yerilmiş mezheb taassubundan kendini arındırması lazımdır. Çünkü mezhebler îslamın parçacıkları değildir, tslamın hükmünü fesheden birer din değillerdir. Mezhebler şeriatin tefsiri ve anlaşılma şekilleri, tarzları, şeriate doğru bakan pencereler, tedkîk, anlayış ve inceleme usul­leri, metodlan, hüküm çıkarmanın amelî şekilleridir; hepsi de Allah’ın indirdiğine ve teşri” kıldığına varmak istemektedirler.

7) Mezheblerin ihtilaflı görüşlerinin bulunması bizi hiçbir zaman sıkmamalıdır. Anlayışta, hüküm çıkarışta ihtilaf tabiîdir, bedîhîdir. Çünkü görüş ayrılığı beşerî akıldan ayrılmayan bir hususiyettir.

8) Bu muhtelif fıkıh mezhebi müçtehidlerinin değerlerini itiraf etmemiz, onlara ihtiram duymamız, tebcilde bulunmamız, onlara karşı edebli ve terbiyeli olmamız, onlara hayır duada bulunmamız, görüşlerinde isabetli de olsalar, hatalı da olsalar sevab ve ecre müstehak olduklarına inanmamız ve izzet, celâl sahibi Allah’ın bize öğrettiği gibi şöyle dememiz vazifemizdir.

Bu Haberi Gördünmü!

Çocuklara mutluluk giydiriliyor 

Merkezi İstanbul’da bulunan Mutluluk Giysin Çocuklar Derneği Adıyaman’da ki okullarda bin 300 öğrenciye bot, mont …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir