HAYATIMIZIN ANLAMI

İnsan için, ırkı, milliyeti, cinsiyeti, konuştuğu dili ve ailesinin önemi nedir? Yaşadığımız zamanın ve mekânın önemi nedir?  Niçin yaşıyoruz? Yaşamamızın anlamı ve amacı nedir?Tüm bunlar ne anlama geliyor? Bu soruları kendimize sorup düşündük mü?

Sosyolojide iki tür statü vardır. Kazanılmış statüler ve verilmiş statüler. Kazanılmış statüler bizzat kişinin kendi iradesi ve emeği ile edindiği statülerdir. Öğretmen, polis olmak kazanılmış statülere örnektir. Verilmiş statüler ise; kişinin iradesi ve emeği olmadan doğuştan Allah tarafından verilmiş statülerdir. Irk, milliyet,cinsiyet gibi özellikler ise verilmiş statülerdir. Peki, verilmiş statüler bizim için ne anlama gelir? Bu statüler ne ifade eder? Bu statülerin anlam ve önemini bildiğimizde insanlığımızın farkına varmış ve hayatımızın anlamını da öğrenmiş olacağız.

Sahip olduğumuz ırk, kendi irademiz ve emeğimiz olmadan Allah tarafından verilmiş bir nimettir. Her ırk Allah’ın ayetlerindendir. Sarı,siyah ya da beyaz ırktan olmak. Irkların birbirlerine üstünlükleri yoktur. Bütün ırklar birbirine eşittir. Irk,bizim üzerinde hak iddia edeceğimiz ve yaşarken amaç edineceğimiz bir nimet değildir. Kimsenin kendi ırkını üstün görüp, kendisinin sahip olduğu ırktan başka ırkları aşağı görmeye hakkı yoktur. Irk eksenli bir hayatı amaç edinerek yaşamak insan ve insanlık için büyük bir hata ve kaostur.

Doğarken irademiz olmadan kendimizi içinde bulduğumuz milliyetimizde bizim için bir nimet ve Allah’ın bir ayeti olmakla birlikte, üzerinde hak iddia edebileceğimiz, hayatımızda amaç edineceğimiz, başkasına karşı ileri sürebileceğimiz ya da üstünlük vesilesi kılacağımız bir nimet değildir. Ayrıca, milliyetimiz kendisinden utanacağımız, eziklik duyacağımızbir nimetde değildir. Bugün Türk ya da Kürt olarak doğmuşsak, unutmamalıyız ki bir Rus, bir Ermeni, bir Arap, bir Çeçen, bir İngiliz veya Fransız olarak ta doğabilirdik. Hiç kimsenin, milliyetini başka milliyetlerden üstün görme ve başkalarını da milliyetinden dolayı küçük görme hakkı yoktur. Milliyetimiz üzerinde tasarruf etme ve milliyetimizi amaç edinme hakkımız bulunmamaktadır. Milliyet eksenli bir hayatı amaç edinerek yaşamak insan ve insanlık için büyük bir hata ve kaostur.

Konuştuğumuz dil de Allah tarafından verilmiş büyük bir nimet ve Allah’ın ayetlerindendir. Doğarken irademiz dışında bize bahşedilen konuştuğumuz dil, başkalarının konuştuğu dilden üstün ya da aşağı bir tarafı yoktur. Konuştuğumuz dil ne üzerinde hak iddia edebileceğimiz ne de kendisinden utanç duyacağımız bir nimettir. Bütün diller birbirine eşittir. Bugün Türkçe ya da Kürtçe konuşuyorken rabbimiz dileseydi şu an İngilizce, Fransızca, Felemenkçe, Arapça veya Çince gibi başka bir dili de konuşuyor olabilirdik.Kendidilimiz bir nimet olduğu gibi başkalarının konuştuğu dilin de bir nimet ve Allah’ın ayeti olduğunu, herkesin kendi dilini serbestçe konuşma ve kullanma hakkı olduğunu bilmeliyiz.

Cinsiyet olarak erkek doğup, erkek olarak hayatımızı devam ettirdiğimiz bu hayatı, kız doğup, kız olarak devam ettirebilirdik. Ya da cinsiyet olarak kız doğup, hayatımızı devam ettirdiğimiz bu hayatı, erkek olarak doğup, erkek olarak devam ettirebilirdik. Cinsiyetimizi biz belirlemedik. Cinsiyet Allah tarafından verilmiş bir nimet ve Allah’ın bir ayetidir. Kız ya da erkek olarak doğmuş olmanın üstün ya da utanılacak bir tarafı yoktur. Cinslerin birbirlerine karşı üstünlükleri de yoktur. Cinsiyet, üzerinde hak iddia edeceğimiz ve bunu karşı tarafa karşı kullanacağımız bir olgu da değildir.

Doğarken ailemiz, anne babamız ve kardeşlerimiz de irademiz dışında Allah tarafından verilmiş bir nimettir. Hiçbirimiz doğarken anne babamızı, kardeşlerimizi ve ailemizi seçmeyiz. Bu nedenle insanın ailesi, soyu ve sülalesi ile övünmesi, bunları amaç edinmesi ve bunlar üzerinde hak iddia edip başkalarına karşı üstün olarak görmesi kabul edilemez. Her zaman unutulmamalıdır ki; şu an anne babamız olan kişilerin çocuğu olarak değil, başka bir anne babanın çocuğu olarak da dünyaya gelebilirdik. Ya da başka ailede başkalarına kardeş olabilirdik. Başka bir soydan/sülaleden gelebilirdik. Acaba hangimiz dedemizin babasını ya da dedemizin dedesini ve daha önceki nesilleri tanıyoruz. Ya da torunlarımızdan sonra doğacak nesillerden kim bizi tanıyacak. Bu nedenle bu olgular üzerinde kişilerin kendilerini üstün görmeleri, bunları övünç kaynağı olarak görmeleri ve kişinin başkasının ailesini, soyunu/sülalesini küçük görmesi ve ötekileştirmesi anlamsız, yersizdir. Böyle bir hakkı da yoktur.

Bizim için en önemli olgulardan ve nimetlerden biride içinde yaşadığımız zamandır. Zaman insan hayatını şekillendiren önemli unsurlardandır.İnsan doğarken doğacağı zamanı kendisi belirlemez. Doğduğumuz zamanı tamamen takdir eden Allah’tır. Zaman da Allah’ın ayetlerindendir. Şu an 21. Yüzyılda yaşamaktayız.Allah dileseydi şu an içinde yaşadığımız zamanda değil de beş yüzlü ya da dokuz yüzlü ya da bin ikiyüzlü ya da bin sekiz yüzlü yıllarda yaşayabilirdik. Zaman kavramının bu önemini idrak ederek içinde yaşadığımız zamanı amaç edinmek, zamanımızı tüm zamanların en iyisi olarak görmek, geçmiş dönemde yaşayanlara karşı zamanımızı övünç kaynağı olarak görmek anlamsız ve yersizdir.

Hayatımızı şekillendiren en önemli unsurlardan biri de mekândır. Şu an Türkiye gibi bir ülkede ve ülke içerisinde de kimimiz köyde, kimimiz ilçede, kimimiz de ilde doğduk ve yaşıyoruz.Kişi kendi mekânını başkasına karşı üstün görmemeli, başkasını da yaşadığı mekândan dolayı ötekileştirmemeli ve aşağılamamalıdır.  Unutmayalım ki bugün doğduğumuz veya yaşadığımız yerde değil de Afrika’nın herhangi bir ülkesinin herhangi bir köyünde, ya da ortadoğu ülkesinin herhangi bir dağ köyünde, ya da kutuplarda doğmuş veya yaşıyor olabilirdik. Doğu da batı da tüm yeryüzü Allah’ındır. Mekânlar da Allah’ın ayetlerindendir. Her ne kadar yaşadığımız mekânı kısmen kendimiz tercih edebiliyorsak da içinde doğduğumuz mekânı kendimiz tercih edemiyoruz. Mekânlar, insanın hayatını idame ettirmesi için gerekli olan fiziki durum ve şartlardır.İşte bu nedenle insan için mekân amaç olamaz.

Tüm anlatılanlardan da görüleceği üzere; bizim hiçbir irade, emek ve tasarrufumuz olmadan, Allah tarafından verilen ırk, milliyet, dil, cinsiyet, aile, soy,sülale, zaman ve mekân gibi verilmiş statüler birer nimettirler. Hepsi Allah’ın birer ayetidir. Bizim bu statüler üzerinde hak iddia etmeye, başkalarına karşı üstünlük vesilesi olarak göstermeye hakkımız yoktur. Bunlar, yaşarken bizim için birer araçtır. Bunların hepsi doğum ile verilen ancak ölümle son bulacak geçicistatülerdir. Bu nedenle bunlarbizim için asla amaç olamazlar. Bu statülere nimetin üzerinde bir değer yüklemek onları ilahlaştırmaktır.Oysa bizim için yaşarken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi Allaha ortak koşmamaktır. Unutmayalım ki, Allah hiç kimseyi ırkından, milliyetinden cinsiyetinden, dilinden, soyundan, sülalesinden, doğduğu zamandan, mekândan ve doğduğu anne, baba, kardeş ve ailesindendolayı ayrıcalık ve üstünlük tanımayacak, tüm bunlardan bizi sorumlu tutmayacak ve hesap sormayacaktır. Allah katında bunların hiçbir önemi de yoktur. Bunlar insan için dünyada birer araçtır. Asla amaç olamazlar. İnsanın yaratılış gayesi, amacı, sorumluluğu Allaha iman etmek, ibadet etmek ve kulluğunun gereğini yerine getirmektir. Bireysel toplumsal, sosyal, siyasal ve ekonomik hayatta iyi ve kötü, doğru ve yanlış, faydalı ve zararlı gibi değer yargılarını belirleme, insan hayatının tümüne hüküm verme yetkisi Allaha ait olduğunu bilmektir.Bu duygu, düşünce ve davranışlarlaen şerefli varlık olarak insan olmanın bilinci ve sorumluluğu ile erdemli yaşamaktır. İşte hayatımızın anlamı budur.

Bu Haberi Gördünmü!

EY ÜMMET: YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU!!!

OKUMAK:Yeme, içme ve uyku gibi, insanın günlük yaşantısının bir parçasıdır.Okumak beşikten mezara kadarkişinin gelişmesini, değişmesini …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir