İki Önemli İsim Adıyamanlılarla Bir Araya Geldi

1 Aralık 2003 tarihinde kurularak Adıyaman’ın ilk vasıflı gazetesi olma özelliğini eline alan ve bu tarihin Adıyaman basını için milat olarak kabul edilmesine vesile olan Adıyaman’da Bugün Gazetesi’nin 11. kuruluş yıldönümü etkinlikleri ilimizin yetiştirdiği iki önemli gazetecinin, Adıyamanlılarla buluşmasına vesile oldu.

İlkeli, tarafsız ve özgür habercilikten ödün vermeyen, halkın sorunlarını gündeme getirmeyi bir görev bilen gazetemizin 11. kuruluş yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde 30 Kasım Cumartesi günü düzenlenen ‘Türkiye’nin Ortadoğu Politikası ve Medya’ konulu panele konuşmacı olarak katılan Gazeteci-Yazar Nevzat Çiçek ile Gazeteci-Yazar Doğan Durgun’u yüzlerce Adıyamanlı dinledi. Gazeteci-Yazar İskender Korkut’un moderatörlüğünde Adıyaman Belediyesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen panele; Vali Mahmut Demirtaş, Vali Yardımcısı Murat Süzen, CHP İl Başkanı Bilal Doğan, CHP Merkez İlçe Başkanı Hanifi Çavuş, CHP Adıyaman Belediye Başkan Adayı Zeynal Bakır, AK Parti MKYK Yedek Üyesi Av. Mustafa Alkayış, Adıyaman eski Belediye Başkanı Abdulkadir Kırmızı, Mor Petrus, Mor Pavlus Kilisesi Metropoliti Grigoriyos Melki Ürek, Adıyaman Faal Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İbrahim Aslan, Adıyaman Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Zeki Dişkaya, GAP Gazeteciler Birliği Genel Başkanı Zeynal Kıymaz, ARTEK-BİR Başkanı Rağıp Ersoy, Adıyaman Valiliği İl Basın Müdürü Mehmet Çelik, TFFHD Adıyaman Şube Başkanı M. Akif Beyaz, Alevi dernekleri temsilcileri ve Alevi dedeleri, bazı siyasi parti temsilcileri, çeşitli sendikaların temsilcileri, STK temsilcileri, gençlik dernekleri temsilcileri, kadın dernekleri temsilcileri, spor kulüpleri temsilcileri, gazeteciler, yazarlarımız, okuyucularımız ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Gazetemiz yazarlarından Serkan Bayam’ın sunuculuğunu yaptığı etkinlik, çeşitli sebeplerden dolayı programa katılamayan AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, AK Parti milletvekilleri M. Murtaza Yetiş ve Salih Fırat ile AK Parti Adıyaman Belediye Başkan Adayı Av. Hüsrev Kutlu’nun yolladığı mesajların okunması ile başladı. Daha sonra gazetemiz ortaklarından ve yazarlarından Dr. Abuzer Demir kısa bir açılış konuşması yaparak, katılımcılara tek tek teşekkür etti.

Panelin açılış konuşmasını yapan Adıyaman’da Bugün Gazetesi kurucu ortaklarından ve yazarlarından Dr. Abuzer Demir, gazetenin kuruluşu ve gelişimi hakkında bilgi vererek “Gazete olarak her yıl kuruluş günümüz olan 1 Aralık’ta değerli bir ya da birden fazla konuşmacıyı sizinle buluşturuyor ve her biri değişik konularda uzman olan bu kişilerle buluşmanızı onları dinleyerek yeni bakış açıları oluşturmanıza katkı sunmaya çalışıyoruz. Bu faaliyetimize katkı veren tüm değerli konuşmacılara ve bugün bize yeni bakış açıları sunacak olan sn. nevzat çiçek ve sn. doğan durgun’a da ayrıca teşekkür ediyorum. Adıyaman’da Bugün Gazetesine halen canhıraş emek veren arkadaşlarıma, Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ali Aslancırıt, Yazı İşleri Müdürü Aslı Peksezer, Hatice Aydın, Mustafa Polat, Ömer Karakuş, Emre Demir, Faruk Peksezer, Kazım Aydın’a teşekkür ediyorum. Basın meşakatli bir iştir. Basın bir sevda, bir tutkudur. Bu ülkede basın hiçbir zaman hür olmadı, şimdi de hür değildir. Gazete olarak yaşamınızı devam ettirmek için devletin verdiği resmi ilan ücretine muhtaçsanız, haber alma haklarına katkı sunduğunuz insanlar size duyarlı değil ve basın elemanı görevini özgür bir şekilde yapmanıza katkı vermiyorsa basın olarak nasıl özgür olabilirsiniz. Bu ilde, belki İstanbul’dakinden daha fazla gazeteci var. iş bulamayan birçok genç insan boynuna bir fotoğraf makinesi asıp, eline bir ajanda alarak ve üye arayan gazeteciler cemiyetinden birine kaydolarak sokağa çıkıyor. Seçim yarışına girip kaybeden herkes bir gazeteciler cemiyeti kuruyor. bu ilde yanılmıyorsam beş gazeteciler cemiyeti ve bu cemiyetlere kayıtlı sayıları binleri aşan sözüm ona gazeteci var. Ben yaklaşık yirmi yıldır bu mesleğin içerisindeyim birçok gazeteye günlük yazı yazdım ve ben kendime gazeteciyim diyemiyorum, bu hakkı kendimde bulamıyorum. Bu konuda kendimi eksik, yetersiz görüyorum. Adıyaman’da konuşlanmış gazeteciler cemiyetleri kendi üyelerini eğitip, değerlendireceklerine onlara verdikleri teşvik ve önemle onları motive edeceklerine buradan yılın politikacısını, devlet adamı, sanatçısını, cumhurbaşkanını seçiyorlar. Bu ilde basının, basın mensuplarının ve gazeteciler cemiyetlerinin gücü yok” diye konuştu.

Dr. Abuzer Demir’in konuşmasının ardından Adıyaman Faal Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İbrahim Aslan ile Adıyaman Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Zeki Dişkaya birer konuşma yaptılar. Aslan ve Dişkaya, Adıyaman’da Bugün Gazetesi’nin kuruluş yıldönümünü kutlayarak, kuruluşundan bugüne emek veren herkese teşekkür ettiler ve tarafsız, yürekli habercilik anlayışının devam etmesini dilediler.

Konuşmaların ardından salonda bulunan davetlilere, gazetenin hazırlanışından, okuyucularına sunumuna kadar geçirilen evrelerin anlatıldığı, okuyucu ve eski genel yayın yönetmenlerinin değerlendirmelerinin yer aldığı kısa bir film sunumu yapıldı.

Film sunumunun ardından gazetemizin kuruluşundan bu yana emek veren bazı isimlere plaket takdiminde bulunuldu. İlk olarak gazetemizde daha önce Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapan Mahmut Tekin, Hasan Acet, İskender Korkut ve Suat Tekin’e plaketlerini Vali Mahmut Demirtaş takdim etti. Daha sonra Vali Yardımcısı Murat Süzen gazetemize çeşitli emeklerde bulunan Nuri Sever, İ. Halil Bayram, Selim Sonkaya ve Mustafa Işıldağa plaketlerini takdim etti. Vali Yardımcısı Süzen’den sonra kürsüye gelen Adıyaman basınının duayenlerinden yazarımız Fadıl Binzet’te, Aynur Sel, Ali Türk, Mehmet akar adına Ömer Karakuş’a ve Zeynal Boz’a plaketlerini takdim etti. Bu kez plaket almaya hak kazanan Fadıl Binzet ile Ahmet Akil Yağınlı, Ali Bozkurt ve programın sunuculuğunu da yapan gazetemiz yazarlarından Serkan Bayram’a plaketlerini AGAD Başkanı İbrahim Aslan takdim etti. Son olarak da AGC Başkanı Zeki Dişkaya da Dicle Group adına Suat Tekin, Necati Atar ve Ali Büyükçapar’a plaketlerini verdi.

Plaket takdiminden sonra kürsüye gelen panelin moderatörü İskender Korkut kısa bir selamlama konuşmasından sonra konuşmacıları kürsüye konuşmacıları davet etti. Korkut İlk olarak konuşma hakkını Gazeteci-Yazar Doğan Durgun’a verdi.

“Herşey sistem üzerine kurulmuş”

Açılış programından sonra Adıyaman’da Bugün Gazetesi’nin kuruluş yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen ‘Türkiye’nin Ortadoğu Politikası ve Medya’ konulu ilk konuşmasını gerçekleştiren Gazeteci-Yazar Durgun, dinleyicileri selamlayarak başladığı konuşmasında, “Türkiye’nin dış politikasının geldiği noktayı doğru tahlil edebilmek için Cumhuriyet döneminin dışı politikasına bir göz atmak gerekiyor. Dünyanın Arap baharı dediği de bunların içinde. Bu durum karşısında Türkiye İzmir’deki NATO uçaklarına kalkıp, Libya’yı bombalaması giden yolu açtı. Deyim yerinde ise Libya’ya özgürlüğü götürdü. Mısır’daki Hüsnü Mübarek karşıtı gösteriler halk özgürlükler talebini Türkiye dönüşüme sundu. Mısır siyaseti çok köklü bir siyaset. Onlardaki dengeleri çok fazla hesaplayamadı. Orada tankların darbesiyle Mübarek gittiği ama sonrada gelen Mursi’de Sisi’nin darbesiyle gitti. Suudi Arabistan Sisi’yi desteklerken, Katar Mursi’den yana oldu. Bu durum karşısında Türkiye beraber hareket eden ülkeler beraber Mursi’nin serbest bırakılması için yapılan gösteriler yaptı. Görüldüğü gibi ülkemizde barış görüşmelerinden bir şey çıkmıyor. Türkiye’de bu projenin tutmayacağı yavaş yavaş dış politikada Esad’ın gitmesi için sürekli Esad’ın Aleviliği vurgulandı. Ama Suriye’deki gelişmeler biraz Esad’ın dışına çıkıyor. Türkiye üzerinden silah gönderdi. Geçen günlerde Suriye’ye göndermek üzere silah dolusu bir tır yakalandı. Kamyon şoförü, “  Bundan öncede bunun gibi tır götürdüm. Askeri araç ban rehberlik etti. Yükler boşaltıldı, kimsede bir şey demedi” dedi. Türkiye’nin Suriye politikasında yön veren durum Suriye’de Rojava’da PYD’nin yavaş yavaş iktidar alanında yer almasıydı. Türkiye hiç hesaplamadığı bir yerde bir denklemenin içerisine düşmüştü.  Türkiye ilk etapta Barzani’nin partisinin içerisinde dolduğu bir toplantı da PYD’nin Rojava’da zayıf düşmesiyle ilgili görüşmeler yaptı. Rojava’daki Kürtlerin Kuzey Irak’a göç edilmesinin sağlanması hesaplanıyordu. Bu da tutmadı. Çünkü bu durumun tutması mümkün değildi. Bunun sebebi cephede savaşın olmasıydı. Türkiye’nin Suriye konusunda dış politikasını revize etmesi gerekiyor. Suriye’deki Kürt oluşumuna karşı tavır almak yerine kendi Kürt sorununuzu çözeceksiniz. Kürtler kendileriyle ittifak yapan dostlar. Türkiye’nin bölgede etkin bir aktör olabilmesi için yegâne kaynağı Kürtlerle ittifak yaparak demokratik bir alan yaratmaktır. Türkiye’nin dış politikası ilkeler üzerimde siyaset yaptığını söylüyor. Bu nedenle Türkiye’nin dış politikasının ve dış aktörlerinin iyi olması gerekiyor” dedi.

“Hapishanede bulunan gazeteciler konusu”

Doğan konuşmasının devamında, “Türkiye’de basının geldiği noktada baktığımız zaman halen Türkiye’de hapishaneden buluna gazetecilerin çoğu özgür gündemden gelen gazeteciler. 15 ‘i sosyalist, bir kaçı da gözaltına alınan gazeteciler. Özgür gündemin gazetecileri, dağıtıcıları öldürüldü. Gazete bombalandı Bugün Türkiye veli küçükleri duyduysa 20 yıl önce Özgür Gündem sayesinde duydu. Bu ülkede bombalanan köyleri biliyorsa özgür Gündem okuyucuları yıllar önce biliyordu.  Ergenekon davasında içeriye alınan Ahmet Işık’tı. Ahmet Işık muhabirliğini takip ettiğim biri. Bugün hayata dönüş operasyonu altında öldürülen muhabirlerin duyurulmasında Ahmet Işık’ın payı vardı. Türkiye’de faili meçhulleri ilk defa haber yapan biriydi. Daha sonra Ergenekon’dan Ahmet Işık gözaltına altındı. Bugün siyasi görüşümler alakalı olmayan Mustafa Balbay, darbecilikten suçlanıyor. Darbeyi savunmak suçsa,  kimse kusura bakmasın nazlı Ilıcak, 12 Eylül darbesini destekleyen bir gazeteci. Medyanın özgürlüğü konusuna gelenince iktidarı eleştiren bir tane medya kuruluşu yok. Meydanlara Nuray Mert’ler, Can Dündar’lar medyada hedef gösterilerek, işsiz kalıyorlar. Bu yüzden gazeteciler iktidarı eleştiriyorsa Türk medyasının geldiği noktayı en güzel özetleyecek üç tane argüman var. Birincisi Roboski katliamı. Ülkenin savaş uçakları köylerini bombalıyor. Dünyada ve uluslar arası medyada en önem sıralarda haber olarak geçerken,  ülkemizin medyası ise bunu görmedi. Sürekli medya iktidarların doğrularını yazamıyor. Gezi Parkı olaylarına baktığımız zaman başbakan Erdoğan’ın insanların hayatına müdahale etmesi gözden kaçmıyor.  Yurt dışında birçok kanal Gezi olaylarını canlı veriyordu. Türkiye’de KCK operasyonları yapıldı.  Avukatlar bile iddianameleri göremezken, bazı gazeteciler Savcıların odasına girerek, bir diğer bu iddianameleri gazetelerinde yayınlıyorlardı. Türkiye’de basının sansür olması iç eksik olmadı ki. Bombaların ve çatışmaların olduğu bir bölgede demokrasiyi en kısa zamanda inşa etmek etmeli” diyerek sözlerini sonlandırdı.

“Normalleşmeye doğru ilerliyoruz”

Söz sırasını alan Gazeteci-Yazar Nevzat Çiçek ise “Daha önceleri herhangi bir şey olduğunda bölücülük damgası vuruluyordu. Bugün geldiğimiz noktada ortamda bir normalleşmenin olduğunu ifade etmek gerekiyor” diyerek sözlerine başladı. Çiçek, “Bu normalleşme sürecinin, bu ülke insanın hak ettiği yerleri konusunda hepimizin şüphesi ve beklentiler var. Bütün bunların kurumsal olması gerekiyor. Çünkü kurumsal olmayan hiçbir değişim kalıcı bir değişim değildir.  Kurumsal olmayan bir değişimin sürebilmesi de mümkün değildir. Eskiden hep Osmanlı bakiyesinde söz edilirdi. Ama içimizdeki siyasimizi, bürokrasimize, yarlarımıza, çizerlerimize, ailelerimize kadar nasıl geldiği sorusuyla ilgili olarak uzun bir çalışma yaptık. İçerisinde çeşitli akademisyenlerinde olduğu çok uzun süren bir çalışma yaptık. Toplumda korkuların nasıl yerleştiği, özellikle bunlardan biri de Alevi meselesidir. Aynı şekilde şeriatçılık, İslami hobi ı ve bölücülük algısı bunlardan bir tanesi. Bölücülük algısıyla ilgili olarak aslında hem Türk siyasetinin iç dinamiklerini hem de dışarıdaki birilerini takım dışarıya doğru ittiğini gördük. Yönetime karşı çıkılan her şeyi bölücülük olarak gördüler. BU ülkede rahatsızlıklarından dolayı tepkilerini dile getirenler oldu. Arnavutlarla başlayan bu paradoks cumhuriyette o kadar kendisini şiddetli bir şekilde hissettirdi ki,  bir taraftan Şeyh Sait meselesindeki İstiklal Mahkemelerini gördük,  bir taraftan Menemen hadisesini ne şekilde yapıldığını gördük. 1938 yılı bu ülkede kırılma noktasıdır. Tarihi iyi bilemediğimiz için olayları iyi değerlendiremiyoruz. Bu kırılmalar daha sonra SHP İle DYP yaptığı bir ittifaktan Süleyman Demirel’in Diyarbakır Ulu Camii’nin önünde otobüsten kendisinin İnönü’nün, genelkurmay Başkanlığı’nın ve MİT Başkanlığı’nın içerisinde olduğu Kürt realitesini tanımasıdır.  Ama Demirel’in Kürt realitesini tanıyoruz” dediği andan itibaren, “Asla ve asla bölücü olmayacağız” dedik. Bir bakıma bundan kurtulmak istedi. Diğer yandan da o korku müthiş bir şekilde başladı. Okullarda bizlere, “ Son yurdumuz ve son kalan topraklarımız” denildi. Bu düşünceyle birlikte hep içe kapanıyorsunuz. İşte bu içe kapanma siyaseti o kadar belirledi ki,  aslında o sıfır sorun diye nitelendiğimiz birçok şeyi, “ben korkulardan” arınma o kadar nitelendiriyorum. Geldiğimiz noktayı geçmişle kıyasladığımızda şuan bulunduğumuz noktayı geçmişle kıyasladığımızda daha iyi bir yerde olduğumuzu görürüz. Biz Moro’yu, Açe’yi, Somali’yi bilmezdik. Yakın yerleri bilirdik. Almancılar ülkemize geldiğinde Avrupa’yı onlardan dinlerdik. Bu coğrafyalarda oluşturduğumuz medeniyeti bilmezdik. Bir Arnavutluk’ta hangi dergâhların olduğunu bilmezdik. O kadar içe kapanıklık vardı ki, işte bu ülke 2000 yılından sonra bunu yendi. Bir kısım AK Parti sayesinde diğer yandan dünyanın geliştirdiği o kitle iletişim araçlarının oluşturduğu bir dünyayla yıktı. AK Parti bu nokta da çok ciddi motor görevi gördü. Bu coğrafyalarda oluşan sistemlere baktığımızda bu sistemler içerisinde İsrail dışında Ortadoğu coğrafyasında halkına silah kullanmayan yoktur. Arap baharının başlangıcında Tunus’ta kendisini yakan insanın ailesiyle görüştüğümüzde hakikaten bu olay bireysel bir eylem. Fakat batı bu konuda o kadar uyanık bir politika başlattıktı kendisi dışındakileri bir şekilde kontrol altına alınması için çok hızlı hareket etti. Ne yazık ki İslam ülkeleri bu noktada çok zayıf kaldılar. Sonuç itibariyle bir çatışma dönemi vardı. Bununla birlikte Kürtçenin kullanılması üzerine bir ulus devlet anlayışı vardı.  Aslında kendileri o zemini yaratıyorlar. İç siyaset karşıdakini müdahale etmeyi yaratıyordu. Siz Kürtçeyi serbest bırakırsanız, insanların müdahale şansı olur muydu? Tabii ki olmazdı. Kürtçeyi yasakladılar. 1932 yılında Balıkesir gönende Kürçe’ye ilgisi yok. Sadece Arnavutça olmak üzere birçok dilin yasaklanması, belediye hoparlörlerinden anons diliyor. Ve olay Cumhuriyet Gazetesi’ne kutlu bir işmiş gibi sunuluyor. Türkiye’de Kürtçe dışında diğer dillerde yasaklandı. Bu bahsettiğim korku öyle bir korku ki, insanların her şeyini yasakladılar” dedi.

“Barzani’nin gewlişi geç kalınmış bir ziyaret”

Çiçek konuşmasının devamında, “Barzani Diyarbakır’a geldiğinde o buluşmayı tarihi değil, geç kalınmış bir buluşma olarak gördüm. 80 yıl önce o buluşma sağlansaydı, herkes normal karşılayacaktı. Biz ulus devlet mantığını şikâyet ederken, aslında çizilen sınırlar üzerinde kendimizi sınırlayarak, meselelere bakıyoruz. Batum’a kilimlikle girilirken, yanı başımızdaki Suriye’ye, Irak’ta Kürdistan bölgesine kimlikle giremiyoruz.  Bunu talep edemiyorsunuz. Coğrafyalar ve haritalar bu anlamda anlamsızlar. Arap baharı noktasında müdahale edilmesi gereken nokta şöyle. Kabul edelim veya etmeyelim Türkiye İslam coğrafyasında ortaya koyduğu dinamik ve geçmişte gelen Osmanlı bakiyesiyle çok önemli bir yer almış. Mısır’da darbenin 3 temel gerekçesi var. Bunlardan biri Süveyş kanalının genişletilmesiydi,  Gazze meselesi ve milli ekonomi, milli savunma başta olmak üzere Mısır’ı sömüren bütün yapıları bir şekilde düzenlemesiydi” diye konuştu.

“Bağımsız Kürdistan’ın yaşama şansı yok”

Çiçek konuşmasının son bölümünde ise, “Bağımsız bir Kürdistan bile kurulsa bunun yaşam şansı yok. Suriye’de ikinci bir Cezayir anlaşmasının olmasının ihtimali çok yüksek. Bir şekilde bölgede el kaide ülkemizin karşı kaşıyız.  Kime çalıştığı belli olmayan bu örgütün en büyük insan kaynağı Kürtlerdir.  Ve özellik Adıyaman ve İstanbul’daki Adıyamanlılar. İstanbul’da Bayraktepe’de, Şahintepe’de biz bunu çok net görüyoruz. Gelen cenazelerden biliyoruz. Burada yeni bir oyun var.  Bir diğer bir oyun ise dış politika da Esad oyunlarının bir tanesi İslam’a karşı İslam projesi. Dış politikada iki tercihten birini yapmak zorundasınız. Bugüne kadar Türk dış politikası taşıyıcı olmaktan ileri gidemedi. Kimlerin ortaya çıkarılmağını bilmiyoruz. Dış politikada Kürt meselesinde geç kaldık. 2009 yılına baktığımızda İran’ın bizden önce açılım yaptığını görebiliyoruz. Bazı gelişmeler siz isteseniz de istemeseniz de kapınıza gelir. Sonuç itibariyle ülkemizin korkularından arınması, kendisiyle birlikte yaşayan herkesin hukuki dayanağı olan bir anayasal birlikte bunların haklarının garanti altına alınması gerekir. Türkiye büyümediği sürece söz söyleme hakkı yok. Bütün kavramların dünyasının 2050 yılında nerede yer alacağı yeridir. Artık kitle iletişim araçlarıyla birlikte bütün insanların aynı hakkı sahip olduğunu görüyoruz. Bu etkileşimin önünde durma şansınız yok.   Suriye’deki ve Irak’taki Kürtler kendilerini nasıl hissetmek istiyorlarsa hissedecekler, bizde büyümenin beraber yollarına bakacağız.  Dış politika konusunda neden kolaycı olanı yapmıyoruz da,  bu kadar zor yollara gidiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

Daha sonra konuların sorularına cevap veren ikili, akılda kalanlar hakkında kendi yorumlarını davetlilerle paylaştı. CHP İl Başkanı Av. Bilal Doğan’ın, “Özellikle AK Parti hükümeti dış politikasını ele aldığımızda askerlerimizin başına çuval geçirdiler, İsrail tarafından gemimiz vuruldu, Suriye tarafından uçağımız düşürüldü, bu durum karşısında başarının ölçüsü nedir?” sorusunu yanıtlayan Nevzat Çiçek, “Ben AK Parti’li değilim. Olmaktan gurur duyarım.  Geçmişte de birçok sivil toplum örgütünün içerisinde bulundum. Bu vasfımı yitirdiğim zaman objektif olmadığımı düşünenlerdenim. Bir devamlılık bir devlette olur. Dış politikada devamlılık varsa muhalefet bunu talep etse. Dış politikada çok eksiklik var. Sonuçta dengeler değişti. Sonuç itibariyle politikayı siz tek başınıza oluşturmuyorsunuz. Politikayı birazda sizin dışınızdakiler oluşturuyor. Burada temel mesele bu konun milli bir şey oluşturulup oluşturulmadığına bakmaktır” dedi.

CHP Merkez İlçe Başkanı Hanifi Çavuş’un, “Başbakan Erdoğan’ın Reyhanlı olayında tatmin edici bir açıklama yapmamasını neye bağlıyorsunuz?” sorusuna ise Doğan Durgun cevap verdi: “Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde patlayan bombanın kimin tarafından patlatıldığını istihbaratçı olmadığım için bilemem.  Dünya medyalarında halen İslahiye’de muhalif çetelerin götüren silah atölyelerin olduğunu biliyorum.”

Soru-cevaplardan sonra sona eren panelin konuşmacılarından Doğan Durgun ile Nevzat Çiçek’e, gazete yönetimi tarafından çeşitli hediyeler takdim edildi.

Adıyaman’da Bugün Gazetesi ailesi eğlenceyle yıldönümlerini kutladı

Gazetenin 11. kuruluş yıldönümü kutlamaları akşam düzenlenen yemek ve eğlence programı ile devam etti. Adıyaman’da Bugün Gazetesi yönetim kurulu üyelerinin ev sahipliğini yaptığı geceye, Vali Mahmut Demirtaş, İşadamı Mahmut Dicle, panelistlerden Nevzat Çiçek ve Doğan Durgun, AGAD Başkanı İbrahim Aslan ile gazete çalışanları, yazarlar ve meslektaşlarımız katıldı. Söylenen şarkılarla coşan konuklar, gecenin ilerleyen saatlerine kadar eğlendi.

Bu Haberi Gördünmü!

Çiftçilere süt sağma makineleri dağıtıldı 

Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesinde hayvan üreticilerine modern süt sağma makinelerinin dağıtımı yapıldı. GAP Eylem Planı kapsamında …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir