KADIN VE ERKEK ÜZERİNE  (ıı)

Dünden devam)

Erkeklere kıyasla kadınların his ve duyguları güçlü olduğu kadar, kıvrak zekâlarından gelen önemli bir de, stratejist karakterleri bulunmaktadır. Doğumu-nun ilk günlerinden itibaren erkek çocuk uzun bir süre bön bön çevreyi incelerken, kız çocuğu daha ikinci ayını tamamlamadan gülücükler dağıtarak, aileyi kendisine bağladığı gözlenmektedir. İki- üç yaşından itibaren, erkekle, kız çocuğu arasındaki önemli psikolojik farlılıklar kendini göstermeye başlar. Erkek oyun ve paylaşımda bencil davranırken, kızın uzlaşmacı ve azla yetinme yanında, her alanda anaç tavırları görülür; girdiği ortamlarda alımlı duruşu ve özel ve çabasıyla ilgi odağı olurken, oğlan “ nasıl olsa ben erkeğim, herkes bana medyum” tavırlarla, “yapığım hatalar hoş görülür” havasına girmektedir! Bu havada ebeveynlerin, özellikle annenin büyük katkısı bulunmaktadır.( Ne de olsa erkek evladı! İlerde mürüvvetini görecekler ya !)

 

Kız çocuğunun stratejist yapısı, 7 yaş sonrasında iyice belirginleşmeye başlar, temizlik ve düzene özen göstererek ailenin gözüne girerken, erkek çocu-ğu hep dağınıktır. (Nasıl olsa arkalarında toplayan bir anne, ya da kız kardeş bulunmaktadır.) Bir başka zanla ,“zaten prens olduğu için, göze girme diye bir sorunu da yoktur”(!) Kız çocuğu kıyafetiyle ilgi odağı olduğunu fark edince, renklerin birbirleriyle uyumunu ve kendisine neyin yakışıp yakışmadığını da keşfedip,genç kızlıktan itibaren uyumlu giyinmeye başlarken,erkek bulduğunu çar-çabuk giyinip çıplaklıktan kurtulmak istemektedir; bu nedenle çevremiz, neyin kendisine yakışıp, yakışmadığını, hala fark edememiş sayısız erkekle doludur. Çoğumuzun kıyafet seçiminde, kız arkadaş, eşi veya mağaza tezgâhtarı hanımlar yardımcı olmaktadır! Kadınlar eşyaya hakim olmaktaki usta yapı ve becerileriyle, ev-eşya ve giysi gibi insan yaşamında önemli yer tutan stratejik araçları ele geçirerek, hakimiyet alanlarını oldukça genişletmişlerdir !…

 

Erkekler, yakın çevre ve ebeveynleri tarafından yüklenen aşırı güven duygusuyla yoğrulan karakterleri nedeniyle, yaşamdaki birçok ayrıntıyı görememektedirler. Göremedikleri ayrıntıdan birisi de , kadın erkek ilişkilerin-deki amiyane tabirle “tavlama ve avlama” konusudur. Bu konuda erkekler-ilkel avcı toplumdan gelen genleriyle- kendilerini hep avcı, hanımları da av olarak görmüş ve buna göre taktikler geliştirip, ”kadının şifreleri” üzerine kitaplar yazarak, “Donjuan efsaneleri” üretmişlerdir. Ancak gerçeklerin hiç de öyle olmadığı, birçok düşünce adamı ve kadın yazarının birebir yaşadıkları anılarını yazmalarıyla gün ışığına çıkmıştır; meğerse erkekler tavladımavladım zannederken, avlandıklarının dahi farkına varamamışlardır!

 

Avrasya coğrafyasında yaşayan birçok erkeğin hakimiyet alanında tarihin derinliklerinden gelen kültürle, dokunulmaz görüp efsaneleştirdiği üç varlık bulunmaktadır, at, avrat, silah ! Kültürden, kültüre farklılıklar göstermekle beraber, Türklerde at, avrattan daha önde yer almıştır; at sırtında doğup, at sırtında sona eren bir yaşam tarzı için bu olgu yadırganamaz ! Aynı zamanda üç vazgeçilmezin, çokluğu ve niteliği de erkek için övünç kaynağı olmuştur (!) Yerleşik kültüre geçişten itibaren, bu varlıkların kalitelilerine sahip olma arzusu yıllarca sosyo-ekonomik ve kültürel nedenlerle canlılığını devam ettirmiştir. Batılılaşma veya yeni deyimiyle moderniteyle beraber, silahın yerini kalem alıp, at otomobile dönüşürken, “avrat”larda yerini tek eşe bırakmıştır. Yeni kültürdeki eş, rakiplerinden soyutlanınca, haklı olarak erkeğinin bütün hâkimiyet alanlarını sorgulamaya başlamıştır (!) Önce asrın yeni silahı olan kalemi ele geçirip, uzun yıllar atın yerine ikame ettiği otomobili de istemeye başlamıştır. Önceleri “bunun çok zor ve yorucu bir iş olduğunu” ileri süren erkekler, her ne kadar bırakmak istemese de, kadının otomobilin, merkep, at ve deve kullanmak kadar kolay olduğunu keşfetmesi sonucu, istemli -istemsiz, ellerindeki direksiyon hâkimiyetini de hanımlarla paylaşmak zorunda kalmışlardır (!)

 

Eş olarak kadın, şairin dizelerinde belirttiği gibi  “ Akşamları elleri şakağında, seni pencerede bekleyen karın  Seni değil, elindeki paketi (mi) beklemektedir!” Hani eskiler bilir, hikaye oldukça meşhurdur Adamın bir gözü doğuştan görme özürlüymüş, eşiyle mutlu bir aile yaşamları olup, yıllarca aynı yastığa baş koymuşlar. Her akşam eve elindeki paketlerle döndüğünde eşi onu coşkuyla karşılar, ”Badem gözlüm, bu gün yine çok çalışıp yoruldun, bir de bu yükleri buraya kadar taşıdın; dur sana bir yorgunluk kahvesi yapayım da dinlen” diyerek, elindeki paketleri alarak, iki yanağından özlemle öpermiş. Adam da ,“Yooo… hanım yorulmadım, her zamanki gibi ıvır zıvır işlerle uğraştım.” diyerek, ”haline acıyan” eşini teselli edermiş. Bir gün, iş yerinde gerçekten çok çalışarak yorulunca, “Bu akşamda ağırlıkları taşımadan eve gidip, biraz istirahat edeyim” demiş. Her gelişinde kapı tokmağına dokunur- dokunmaz hemen açılan kapı, ancak birkaç tıklatmadan sonrası açılabilmiş. Kadın kapıyı açtığında, bir kocanın boş ellerine, bir de gözlerine bakmış, “Adam senin bir gözün kör mü ne ! Yeni fark ettim !” diyerek, sırtını dönüp , sofaya doğru uzaklaşmış !…

 

Erkekler yıllarca önce, ellerini güçlendirmek için “kadınların beyni küçük, saçları uzun, akılları kısa” diye bir masal uydurup, bunu da kendilerince oluşturdukları bilimsel verilerle desteklemişlerdi! Kadınlar eğitim alıp, “İnsan Anatomisi ve Psikoloji” alanına yönelince, bu teori Erkekler tarafından çar-çabuk revize edilerek, “Duygusal Zekâ” diye yeni bir kavram ortaya atılarak, kadınların bu yönünün daha yüksek olduklarını kabul etmek zorunda kalmış-lardır! Böylece geç de olsa, yine de olumlu bir aşama olarak evrensel değerler arasında kadının zekasının da önemli yeri olduğu tescil edilmiş bulun-maktadır!… Onca Peygamber, Kutsal kitap , düşünür ve yazar-çizerin gayretine rağmen, tarihte uzun yıllar alınıp-satılan bir  olarak görülen kadının, sonunda erkekle eşit ya da eşdeğer olduğunun ilanı, insanlık tarihinin uzun aşamalardan sonra önemli bir kavşağı dönerek, erdem düzlüğüne doğru ilerlediği şeklinde değerlendirilebilir!…

 

Kendini çok akıllı sanan erkekler, biraz küçük ayrıntılara ve romantizme, kadınlar da bir miktar mantığa özen gösterirlerse, gerçekte kimin akıllı ve zeki olduğu ve yine kimin, kimi tavladığının önemi kalmayacaktır. Ancak şurasını da eklemeden geçmiyelim, aile mutluluğunun sırrı, samimi özverilerde ve fazla takılıp kalmamak kaydıyla, bazı küçük ayrıntılarda gizlidir; yoksa bazen kendi psikolojik sıkıntılarına dahi tahammül edemeyen insan,karşı cinsin kapris veya çocukça davranışlarına nasıl tahammül edebilir ki !…

Bu Haberi Gördünmü!

PROFLAR VE DEİZM

Kuran’ın mahkum ettiği Deistler bir Proflar kurtaramaz. Deistler Semavi kitaplara ,Peygamberlere ,Meleklere, İnanmayan sapkının ” …