KENDİ TARİHİYLE YÜZLEŞMEK ERDEMLİĞİ-2

“Kendi tarihinin iyi/güzel tablolarını bugüne taşıyıp/örnekleyerek-onunla gururlanmak kadirşinaslıksa,kötü tablolarıyla yüzleşip/gerçeği öğrenerek-ondan nedamet duymak da insani bir erdemliktir..!”

Geçmişimizde kara bir leke gibi durarak-insanımızı rahatsız ettiği halde, varlığı devlet erki tarafından sürekli “muğlak ve müphem” bırakılan“Ermeni/Tehcir Olayı” o kadar abartılıp, şişirilerek-anlamsız bir boyuta taşındı ki-devlet tarafından geciktirilmeyerek- aydınlanması gereken çok önemli bir sorun haline gelmiştir..Ve bunun cevapsız bırakılması halinde,ileride bizi telafisi güç problemlerle de karşı-karşıya bırakabilecektir..

Şüphesiz ki;işin bu boyuta taşınmasında“ErmeniDiasporası’ndan” çok,geçmişte olduğu   gibi-bugün de Ermenileri kendi siyasi emellerine alet etmek isteyen batılı emperyalist güçlerin-rolü inkar edilemez..

Edilemez,ama-günümüzde 40 ülke tarafından alınan “Türklerin-Ermenilere uyguladığı var sayılan soykırım ve tehcir kararlarını” bütünüyle de siyasi çıkar anlamında değerlendirmek doğru değildir..

Zira,bu kararların çoğunun “Ermenilerin haklı/haksız tehcirleri bağlamında“ gerçeği tam yansıtmasa da-insan eksenli- alınmış olabileceğini de düşünüyorum..

Bu manada,Fransa’nın almış olduğu son kararı ayrı bir yere koymak gerekir..Zira,bu kararın geçmişteki müessif bir olayı aydınlatmaktan ziyade,günümüzde beraberinde getirmiş olacağı “cezai” yaptırımlarına bakıldığında,bunu “insan/hak,düşünce ve ifade özgürlüğüne” aykırı bulduğumu,insan eksenli olmaktan uzak ve tamamen (çok özel)siyasi bir karar olduğunu ve bu nedenle de kabul edilebilir bir tarafının bulunmadığının altını çizmek istiyorum..

Bununla beraber; gerek iktidar erk’inin ve gerekse de onunla paralel davranan sivil inisiyatif temsilcilerinin bu kararın “Fransa Parlamentosundan” çıkmaması için gösterdiği gereksiz çabayı yakışır/yaraşır bulmadığımı ifade etmeliyim..Zira,bu çabalar daha öncesinde ve olayın gerçek boyutuyla gerekli platformlara taşınması sağlanarak-bütün çıplaklığıyla anlatılarak- ve konuyu merak eden toplumların kamuoyları da bilgilendirilerek-yapılabilinseydi,belki de bu kararlara gerek kalmazdı- diye düşünüyorum..

Ama biz ne yaptık?Maçın başlama saatine beş kala,bir bakıma hakemi ayartmaya,takımımızı bilip/bilmediklerine bakmadan seyircileri “bize tezahürat yapmaya” davet etmeye çalıştık..

Çalıştık ama kararın “Fransız Parlamentosundan” geçmesine mani olabildik mi?

Olamadık! Zaten bu mantıkla mani olmamız da beklenemezdi..

Neymiş? Efendim,bu karar siyasiymiş ve Fransa Cumhurbaşkanı-SARKOZY’İ ile Onun yakında gireceği seçimlere endeksliymiş de ve ancak sadece Onu bağlarmış..

Ya ne olacaktı?

Hem kimi bağlayacağı da o kadar önemli miydi ki?

Asıl yapılması gereken, bu olayın olup/olmadığını tartışmak değildir. Zira bu olayın-biz kabul etsek/etmesek de-şöyle ya da böyle oluştuğunu da bütün dünya kamuoyu artık kabullenerek kendi gündemine almış durumda..

O halde,dünya ülkelerinin nasıl bir tavır ve davranış sergileyebileceklerine bakmadan ve bizi nasıl bir yaptırımla karşı-karşıya bırakabileceklerini hiç merak edip/beklemeden,ülke olarak-kendimiz “yakın tarihimizle yüzleşmek” cesaretini göstererek-onu erdemlikle bütün dünya kamuoyuna açarak-gerçek boyutuyla önlerine sermeliyiz..

Unutulmamalıdır ki bu, Türkiye’nin(Osmanlı’dan dolayı)-geçmişte tahribatı ve kötü hatırası ile yaşanmış ve toplum katmanlarında telafisi güç travmalar yaratmış bir iç meselemizdir ve çözümünü de ancak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve TBMM ile beraberce üstlenerek-ilgili kararları da alarak-yapabilmelidir..

Bu nedenle de hangi Batılı Ülkenin Ermenilerin hamiliğine soyunarak-nasıl bir karar alacağı konusu bizi fazla ilgilendirip/endişelendirmemelidir..Zira konu gayet açık ve nettir!

O halde bu konuyu gündeme alarak-gereği ve bedeli ne ise,yerine getirmek suretiyle çözüme kavuşturmanın zamanı daha gelmedi mi?

………………

Zira,önceden de yazmıştım ki;

1-1.Dünya savaşında “Türkiye Ermenilerinin” Osmanlılara karşı savaşan İtilaf devletleri “Rusya,Fransa ve İngiltere” tarafından örgütlendirilip-kışkırtılarak-Osmanlıyı içten zayıf ve güçsüz bırakarak-çökertmek amacıyla,yıllarca iç-içe kardeşçe beraber yaşamış oldukları bir çok “Müslüman Türk ve Kürt” köylerine saldırmışlar ve on binlerce masum insanı öldürüp katletmişler midir??..

Evet…

2-Gerek bu katliamı durdurmak ve gerekse de Ermenileri daha güvenli ve eylemsiz bir alana taşımak amacıyla- Osmanlı-Talat Paşa Hükümeti Ermeniler için tehcir kararını- almış ve uygulamaya koymuştur..Akabinde Ermenilerin bir çoğunun gerek yollarda muhatap oldukları açlık/susuzluk yüzünden ve gerekse de savaş halinin verdiği psikolojik bir travma ve refleksle (Müslüman) Türk ve Kürtler tarafından öldürülmüş olabileceği ile beraberlerinde götürmüş oldukları- kıymetli eşya ve mallarına el koyabildikleri ihtimali- de bir vakıa mıdır??..

Evet..

Ama bunun bir “soykırım” olduğu doğru ve gerçekçi değildir.. Ben yapılan bu eylemi; daha ziyade “savaş hali” ile kısa bir zamana kadar iç/içe kardeşçe beraberce barış içinde yaşamış oldukları komşuları- Ermenilerin Rusların emrine girerek-Osmanlıyı arkadan vurarak yapmış oldukları ihanete bir misilleme olarak-değerlendirmek istiyorum,ki-Müslüman Türk ve Kürt halkı da bunu hazmedememiş ve Onlara saldırmıştır-diye düşünüyorum..

Benim gibi bir çok insanla beraber- devleti yöneten iradenin- bunun böyle olduğunu kabul edip/düşündüğünü de biliyorum ama-nedense bu güne kadar hiçbir “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti” de, sürekli kaşınarak-bizi rahatsız eden bu olaya böyle bir perspektiften bakarak-yaklaşma gereğini hiç,ama hiç duymamıştır..

Hükümetlerimizin bu konudaki genel/ortak görüşü  “1.Dünya savaşı şartlarının karmaşık ortamında Ermeni yurttaşlarımıza uygulanan-tehcir hareketi- sadece onları daha güvenli bir bölgeye nakletmeğe yönelik olup-Onlara karşı bir katliam ve soykırım-girişimi söz konusu değildir,bilakis Onların yaptıkları katliamlarla binlerce Müslüman Türk/Kürt köyü yakılmış ve insanı katledilmiştir!” şeklinde olmuş ve olmaktadır ki-bu doğru bir teşhis ve tespit değildir

Zaten böyle olduğu içindir ki,yıllardan beridir Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı kafası bozulan her devlet ya da onu temsil eden Başkanı sudan bahanelerle bu konuyu gündemine taşıyarak-ülkemizi de- bu konuyla şantaj ve istismar ederek-rahatsız etmektedir..

Dün ABD ve diğerlerinin yaptığını,bu gün de Fransa ve Onun Lideri SARKOZY yapmaktadır

Peki, biz; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yurttaşları olarak-sürekli bu Ermeni Tehciri ya da onun devamında gerçekleştiği söylenen“Soykırım” yaftasıyla suçlanarak/aşağılanmaktan ne zaman ve nasıl kurtulacağız? Hem biz bunu hak ediyor muyuz ki?

………..

Evet,geçmiş tarihimizdeki bu ve buna benzer olayların üstünü örtmekten ve sanki hiç olmamış gibi sürekli inkar edip/kıvırmaktan-muğlak ve müphem davranarak-tek suçlusu bizmişiz gibi köşe/bucak kaçmaktan vazgeçmemizin ve ülkemizle insanımızı aşağılamaktan kurtarmamızın artık zamanı gelmedi mi ??

Şunu bilmeliyiz ki;Böyle müessif/hazin olaylar bizim de,başka bir çok ülkenin de geçmişinde inkar edilmeyecek şekilde vardır!

Vardır,ama-bizdeki olayların hiçbir zaman bir “Soykırım” boyutunda olmadığı/olamayacağı da bir gerçektir..

O halde bunu biz değil;bunu yıllarca Afrika’da,Amerika’da,Asya’da/Japonya ve Ortadoğu’da ve Avrupa’nın göbeğinde yapan “Amerikanlılar,İngilizler,Fransızlar,İspanyollar,Portekizliler, Ruslar v.bgibi..”emperyalist güçler düşünsünler..

Selçuklu ve Osmanlı’nın hayatında “Tedbir,Tahdit ve Tehcir” vardır ama-soykırım yoktur..

Zira,bu her iki devlet de belki çok güçlü birer cihan devleti oldular,ama-Onlar hiçbir zaman emperyalist bir güç olmayı düşünmediler ve zaten düşünemezdiler de..Çünkü “devlet olmak” hasletleri ile erdemlikleri buna engeldi de-onun için olamadılar!

Ama dedik ya!

Bu her iki devlette ve bilhassa da Osmanlı’da;

Tedbir vardır,

Tahdit/Sınırlama vardır,

Tehcir/Muhacir edilmek vardır..

Ve Cebir/şiddet vardır ve olmuştur..

Bunların hepsi de Osmanlı mülkünde zaman-zaman “Rum,Ermeni ve Yahudi gibi” gayri Müslim yurttaşlara uygulanmışsa da,çoğunluklu olarak Müslümanlara “Kürtlerle Alevilere” karşı yapılmıştır..

Osmanlı devleti döneminde isyanları önlemek ile devlet düzenini ve asayişi korumak amaçlı zaman-zaman yapılan “Kürt tehcir”hareketleri,Cumhuriyet döneminde daha çok “Kürtleri” asimile ederek-Türkleştirmek-amacıyla yapılmıştır…

Böyle olunca da Kürtler yerlerinden/yurtlarından koparılarak-Anadolu’nun bir çok yerleşim alanına naklettirilip-iskana zorlanarak-yerleştirilmiştir..

Bu gün genellikle Ankara,Çankırı,Konya ve Ege Bölgesinin bir çok yerinde yakın tarihimizde yerlerinden tehcir edilerek-iskan ettirilmişKürtlerin varlığını görmek mümkündür..

Buna İlimiz Adıyaman’dan örnek verirsek;Hacı Bedir Ağa,yaniDengir(FIRAT) Bey’in ailesinin de irkaç kez “tehcir ettirilerek” önceDersimden-Adıyaman/Kahta’ya ve daha sonrasında da  Konya,Mersin ve başka yörelere götürülüp/getirildiği,Bereket/oğulları Ailesinin de buna benzer bir işleme muhatap olduğunu söylemek mümkündür..

Ancak şurası da bir gerçektir ki,bu asimilasyon hareketi hiçbir zaman başarılı olamamıştır..

Zira,Türkleştirilmek amacıyla tehcir edilen Kürtler genellikle geleneksel yapılarını bozmadan sürdürerek-Kürtlüklerini korumuşlar ve hatta yerleştirildikleri bazı yöredeki yerleşik Türkleri de Kürtleştirmişlerdir-denebilir..

Kürtler gerek Osmanlı,gerekse de Cumhuriyet dönemindeki tehcir olayının yanında,bazen de isyan ya da “devlet kurmak istiyorlar” bahanesiyle kıyım ve sürgünlerle karşı-karşıya gelmiş bir halktır..

Osmanlı dönemindeki Celali İsyanları ve Cumhuriyet dönemindeki Şeyh Said Olayı vb..gibi..

Mesela;Bir İslam alimi olan,İslam’dan ve ona hizmet etmekten başka hiçbir amacı olmayan Bediüzzaman Said-i Nursi,karşı olduğu halde (Kürtlüğünden dolayı) Şeyh Said hareketiyle ilişkilendirilmiş ve yargılanmıştır..

Bu manada;Anadolu Alevilerinin de (Ki birçoğu Kürt/alevidir..) kaderi Kürtlerden pek farklı değildir..

Onlar da,Osmanlı Padişahı-Yavuz Selim’den başlanarak-bir çok talihsiz/olumsuz  olgu/olaya muhatap olarak-mağdur ve mazlum edilmiştir..

Yakın tarihimizde de Dersim Olayı buna örnektir..

Hülasa;Geriye dönüp-baktığımızda,gerekOsmanlı,gerekse de Cumhuriyet dönemlerinde Anadolu insanının(Türkmen,Kürt,Laz,RumErmeni,Müslüman ve gayr-ı Müslim” hiçbir zaman rahat yüzü görmediğini söyleyebiliriz..

O zaman da bu iş’te bir problem yok mudur?..

Yani;hem bu ülkenin asli sahibi olacaksın ve hem de kendi ülkende rahat yüzü görmeyecek ve orada mutlu ve huzurlu olamayacaksın!

Bu kabul edilebilir bir şey mi?

Evet,ama-maalesef öyle..

Sebebi de insanımızda değil,ülkeyi bu güne kadar yönetenlerdedir..

SON/SÖZ;

Devleti idare edenler “yakın tarihimizle yüzleşerek” Ermeni meselesiyle beraber diğer açılımları da cesaretle gündemine alarak-çözmelidir..

Bunu mevcut hükümet çözebilecek güç,yetenek ve iradeye sahiptir..

Bu mesele bugüne sarkmışsa, bunun sebebini mevcut yönetimde değil, şimdiye kadar ülkeyi yönetenlerde aramak gerekir-diye düşünüyorum..

Bu güne kadar ülkemizi kimler ve hangi derin güçler,kim ve ne adına yönettiler-asıl ona bakmak lazım..

Ben bunlara “Devşirilerek-başkalaştırılmış” dinsiz/imansız derin insanlar diyorum..

Ergenekon hadisesi bunların sadece kapısına yaklaşabilme cesaret ve ferasetini gösterebilmek hareketinin ilk adımıdır..Gerisigelirse,bu memlekette her şey çözülecek ve bu yıllardır kendi yurdunda garip kalmış millet de prangalarından kurtulabilecek ve özgürleşecektir.

Ben günümüzde hükümet edenlere baktığımda;Onların İş ve Eylemlerinden tüten saf Anadolu insanının temiz havası ile ümitleniyor,bu günlerin uzakta olmadığını düşünmeye başlıyorum…

Umarım ki-Beni yanıltmamış olurlar..

Sevgilerimle..

NOT;Devşirilerek-başkalaşmışları ve bunların devletin başına nasıl çöreklendiklerini elbette ki yazacağım..

Bu Haberi Gördünmü!

SAPMAK,SAPIK VE SAPIKLIK..

YAZ! “Önce akdut,karadut-Urmud’uyla gelir yaz; Sonra sarar bir umut;Çıkar karpuzla kiraz, Başaklar sarardıkça,ūzūmū sarar bir …