KENDİ TARİHLE YÜZLEŞMEK ERDEMLİĞİ..

“Tarih’i tekerrür diye tarif ediyorlar

İbret alınsaydı,tekerrür eder miydi hiç?(M.AKİF)  Evet

 “Milletler, kendi tarihi gerçekleriyle yüzleşmedikçe asla kaygı ve korkularından kurtulamazlar!!”

 

NOKTA( 🙂

-Dedi”Ben herkesi biliyor/tanıyorum,herkes de beni..”

-Dedim”Sen/seni biliyor/tanıyor musun ki

Çünkü

Kendini bilmeyeni,kimse bilmez/tanımaz  da!”

(Agâh)

 

 Tarihi sürece bakıldığında;Anadolu coğrafyasının, konumu gereği çeşitli halkların gelip/yerleşerek-kendilerine yurt edindikleri bir yerleşim alanı olduğu görülür..

Bakıldığında

Bu cazip, bakir/verimli coğrafyanın kadim halkları ”Kürtler,Ermeniler ve Rumlar”  ve sonradan buraya gelip/yerleşerek-yurt edinen ”Araplar,Türkler ve Kafkas ile Balkan kökenli çeşitli halklar” Anadolu’nun verimli ve zengin coğrafyasının adeta bir mozaik gibi renk/ahenk “etnik ve dinsel” kimliğini oluştururlar.

Böyle olunca da, burada örgütlenerek-devlet kuran halklar doğal olarak-Toplumun bir “irade beyanı” demek olan devletin de bekası için;Çeşitlilik arz eden bütün bu farklı unsurların “ırksal ve dinsel” normlarını devletin örgütsel yapısına taşıyarak “ortak bir akli ideal etrafında da” buluşturmak üzere “çok kültürlü bir millet”  kavramını geliştirmek zorunda kalmışlardır..

Anadolu’da kurulan- Selçuklu ve Osmanlı- devletlerinde bu “ortak ideal/payda”  genellikle “Din/İslam ya da Selçukluluk/Osmanlılık” şeklinde kendini göstermiş ve bu toplumlar için de bir kabul ve uygulama alanı olmuştur..

Bu manada..

Gerek Selçuklular ve gerekse de Osmanlıların bunu-kendi kadim halklarıyla beraber, onun dışında kalan diğer unsurların yaşam biçimlerine müdahale etmeden;Örnek bir anlayış ve başarıyla uyguladıklarını söylemek mümkündür..

Çünkü..

İki devlette de “dinsel ve etnik” kimliği farklı unsurlar; “Halife Hz. Ömer adaleti”  gibi olmasa da,benzer şekilde inanç ve törelerinin gereğini yapabilme imkanına sahip olabilmişlerdir..Zaten,eğer öyle olmasaydı-sanıyorum ki,her iki devlet de uzun bir süre varlıklarını devam ettirerek-ayakta kalarak-yeryüzüne hükümran olamazlardı..

Peki, sonradan ne oldu da ki- bu günlere gelindi?

Herhalde;

Sonradan(Emperyalistlerin isteğiyle) bir şeyler oldu ki-bu günlere gelinde!

Mesela;

1-Ermeniler 1. dünya savaş’ında  “Ruslar,İngilizler ve Fransızlar tarafından”  desteklenip örgütlenerek-kendi devletleri“Osmanlı’yı” arkadan vurarak-doğudaki vilayetlerde yıllarca beraberce iç/içe kardeşçe yaşadığı “çoluk/çocuk,genç/yaşlı”  binlerce“Türk ve Kürt” Müslüman yurttaşlarını katletmedi mi?

Evet,Katletmişlerdir..

2-Buna mukabil “Talat Paşa’nın- Osmanlı/ittihat ve Terakki Hükümeti tehcir yasasını çıkararak” ülke genelindeki binlerce“Ermeni”  aile/vatandaşını manasız bir “Göçe zorlayıp/muhacir ettirilerek” yollarda açlık,susuzluk ve hastalıklardan muzdarip bir halde, “Türkler ve Kürtler” tarafından mallarına el konularak yoksun ve yoksul bırakılarak-sürgün edilerek ya da öldürülerek-yok edilmediler mi??

Evet,yok edilmişlerdir..

3-Bu toprakların asli unsuru olan “Kürtler-Selçuklularla Osmanlılara”   asırlarca  bir “makam ve Mansıp” istemeden ve neredeyse karın tokluğuna  “şerefleriyle” yardım ve hizmet etmediler mi?

Evet,etmişlerdir..

4-Alevi/Kürtler Dersim Bölgesinde(1937/1938) “İngiliz ve Fransızların siyasi oyununa gelerek” devletine ”Türkiye Cumhuriyeti Devletine ” karşı isyan ederek, teşvik ve tahribatta bulunmadılar mı? Buna karşılık olarak da devlet-bu isyanı bastırarak- isyancıları cezalandırmak adına kendi öz vatandaşlarına karşı bir katliam girişiminde bulunmadı mı?

Evet,Ne yazık ki her ikisi de bulundular..

Ve de sonradan;

5-Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin o zamanki (Adnan Menderes) Hükümeti; (7.Eylül.1955’te) İstanbul’da Rum Vatandaşlarımız ile diğer azınlıklara karşı yapılan saldırı ve yağmalama hareketine karşı sessiz ve eylemsiz kalarak, sonrasında da suçluların cezalandırılmaması ve mağdurların da birçoğunun ülkeyi terk etmesine kayıtsız kalmadı mı?

Evet,kalmıştır..

Ohalde

Önce bu güzel ülkede yaşayan ve yaşamak durumunda/zorunda olabilen  “Müslümanlar,Hıristiyanlar ve Museviler ile Türkler,Kürtler,Ermeniler,Rumlar,Yahudiler ve diğerleri olarak” şapkamızı önümüze koyarak-Bu olayların ”neden,niçin ve ne adına,nasıl oluştuğunu”  bütünüyle kavramak ferasetini gösterdikten sonra artık-İğneyi kendimize,Çuvaldızı da Fransa/İngiltere gibi- benzerlerine batırmanın yol ve yöntemini de bularak-onlara da göstermenin zamanı gelmedi mi?..

 

Eğer Milletçe bunu-önyargısız ve  samimiyetle yapamayacaksak..

O zaman da bu konuyu fazla eşeleyip-uzatmaya gerek yoktur bence..

Zira eşeledikçe altından pis kokuların çıkacağı da bir gerçektir..Ve esas gerçek şudur ki,bu olaylar üç aşağı,beş yukarıdaki tespitimize benzer şekilde olmuştur

Bunun için de Fransa ya da benzer ülkeleri artık suçlamanın da bir anlamı yoktur ve olamaz da,çünkü unutulmamalı ki;Her ülke sadece kendi milli/ulusal çıkarının peşinde olarak, yaptığı her iş ve eylemini de mübah ve makul sayacaktır

Yani bu yolda taraflar- masum ve masun- değildir!Fransa bunlardan birine taraftar olabilir de,zira Onu(Ermenileri) geçmişte bu işe teşvik eden de kendisidir..Ama illaki bu olaylar “tek taraflı değil,devletle teb’ası arasında karşılıklı talep,beklenti  ve ya dayatmalara dayanan” hatalı duruş ve eylemlerden doğmuştur..

O zaman devleti idare edenlere düşen,bunun üstünü örterek-inkar etmek değil,devlet adamlığına yakışan bir vakarla bunu açmak ve gereğini cesaretle yapmaktır..

Evet..

O zaman-Millet olarak asla bunu inkar etmeden anlamak ve sağduyunun da sesine uyarak;Bundan bir ders çıkarmak gerek mi?..

Ve bilmeli ki!

Bütün halk ve milletlerin tarihlerinde buna benzer müessif olayları vardır..

Asıl ve asil olan, bunların üstünü örtmek değil,varsa-bunları; nedenleriyle varlıklarıyla ve sonuçlarıyla beraber,çekinmeden özgün ve özgür bir şekilde ortaya koymak ve dersler çıkarmak üzere de onları açmak, yargılamak ve gereğini yapmaktır.

Ve unutulmamalıdır ki;

Tarihi gerçeklerinden korkarak-ona yaklaşıp/açamayanlar;Zamanla ondan kaçıp/uzaklaşarak-utanacak olanların safına katılmaya ve onlarla yaşayıp, anılmaya da muhatap ve müstahak olanlardır..

Bu manada..

Öyle sanıyorum ki!

Bugün,Batı Emperyalist gücü eliyle Ortadoğu/Arap coğrafyasında oynanan sanal oyunla-başımıza musallat ettirilen-kadim/Terör belası-Bize;Her iş ve işlevden önce “Yakın Tarihimizle Yüzleşmemizin” gerekli ve şart olduğunu da adeta haykırarak/göstermektedir..

O halde!

Bu konuda son sözümüz şu olabilir..

SON/SÖZ;

Ya Tarihimizle-feraset ve cesaretle-yüzleşerek,üstümüze düşeni yapacağız,

Ya Günümüzde olan/bitenle-Onu,Yakın tarihimizin adeta benzer bir türevi olduğunu da asla hiç fark etmeden,ürkek reflekslerle üstünü örterek ve yok sayarak-yavan ve kaypak söylem ve eylemlerle cebelleşip/duracağız..

Karar Sizin..

Sevgilerimle..

Bu Haberi Gördünmü!

YEŞİL ELMAYI ARAMAK?

“Aşktır benim hakikatim;Bulmaya geldim dünyaya  (Yeni güne uzanan/Eski bir yazı  “Bana göre/Ak partisi;Osmanlı’nın kurmak istediği …