KÜÇÜK ŞEYLER/BİZİM KENTİN IŞIKLARI-3

ALLAH

Ezeli ve ebedi ilmi görünsün diye;

Allah kendi nefsinden her bir şeyi yarattı,

İbretini, aklına sarıp yürüsün diye;

Ömür boyu/kuluna,hep kendini arattı(İHB)..

 

ADIYAMAN’NIN DEVEKUŞU MİSALİ GARİP BİR MAHALLESİDİR PİRİN”..
Devekuşu garip/ibretli bir yaratık,çünkü;Bünyesinde her ne kadar iki önemli yaratığın şekli özelliğini taşıyor olsa bile,Ne devedir ne de bir kuştur..
Adıyaman’ın,adı gibi kendi ören kaderine terkedilmiş Örenli“Pirin/Gebeli” mahallesi de devekuşu misali;Her ne kadar “Bizim Şehrin”40 yıllık bir mahallesi olsa da-ne köy’dür,ne kent’tir ne de(Merhum Ecevit’in) köy/kent’idir.?
Evet..

Pirin garip bir yerleşim alanı;Ne köy’dür ne de kentin(Adıyaman’ın) bir parçası..

-Köy değildir,çünkü;hala Adıyaman Belediyesi sınırları içindedir ve tescilli bir mahallesidir..

-Kent değildir,çünkü;Gebeli yerleşkesi ile birlikte Adıyaman’ın 40/50 yıllık resmi bir mahallesi(Örenli)olsa bile,Adıyaman’ın en geri kalmış bir yöresidir..

Yani,Pirin öyle bir konumdadır ki;Belediye,”SİT ALANI” olduğu için hizmet götüremediği bahanesine sığınıyor,Özel İdare ise;Köy statüsünde olmadığı ve Adıyaman Belediyesinin bir mahallesi olduğu için,oraya hizmet yapamadıklarını söylüyor..

Peki ne olacak şu Pirinin hal-i pür melali..

Evet..
Adıyaman’ın(SİT ALANI MARKALI) bikes bir mahallesi olan “ÖRENLİ” böylesine çok garip ve çaresiz bir durumdadır ve ne yazık ki,bunca gelişmelere rağmen,yıllardır: ilgililerin ilgisine de bir türlü mazhar olamamaktadır..
Bir kaç gün önce bir Basın/medya kurumumuz “Mercan TV Haber Müdürü sevgili Ömer KARAKUŞ,sosyal sorumlulukları gereği “Adıyaman’ın müstakbel kentsel dönüşüm olgusunu” Adıyaman gündemine taşıyarak-haber konusu yaptı.

Yaptı da…
Acaba,diyorum; Adıyaman Kent yöneticileri de gerekli mesajı aldılar mı bu haberden?

Bu nedenle de..
Buradan Sayın Adıyaman Valisi ile Belediye Başkanına seslenmek istiyorum; Eğer “Kent Kimliğini” yeniden yorumlayıp/oluşturmak ve bunun için de-kentsel değişim ve dönüşüm olgusun -gibi bir iş ve eylemi kendinize dert edinmişseniz,lütfen önce şu Pirin/Perre yani,Adıyaman’ın 40/50yıllık mahallesi olan Örenli (Pirin/Gebeli) yerleşik alanını gündeminize alarak onu “Adam” etmeye bakın,derim.?
Çünkü..
Pirin açmazı çözülmedikçe ve bu problem olduğu gibi sürdükçe; Adıyaman’ın genel hinderlantına diktiğiniz en güzel abidevi asarınız bile onun gölgesinde kalmaya ve emeğinizi de akim ve anlamsız bırakmaya devam edecektir..

KENTSEL DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM OLGUSU..

Yukarıda da değindim..
Geçen gün “Mercan TV’den”bizim Ömer KARAKUŞ aradı ve;Abi,eğer zamanın varsa-Adıyaman’la ilgili- bir sohbet yapmak istiyoruz, gelmeniz mümkün mü? Dedi..
Öğlen namazından sonra olabilir, dedim ve Adıyaman Kalesi’nde buluşmak üzere sözleştik..
Saat 2 sularında Ömer’le kameraman arkadaşı gelip karşımda durdular ve haydi Abi; Bize “Adıyamanın Kentsel Dönüşümünü” kısaca anlat,akşam haberleriyle beraber vermek istiyoruz-dediler..
Bunun için mi aradınız;Kentsel değişim ve dönüşüm olgusu basit bir şey değil ki;Öylesine 3-5 dakikalık bir zaman diliminde ifade edeyim,çünkü bu aynı zamanda genel hayatın değişim ve dönüşüm olgusunu da kapsar ki,başta da “insan denen varlığın” ahlaki değişim ve dönüşümünü de gerekli ve şart kılar..
Yine de konuş dediler,konuştuk, lakin;Özetin özeti şeklinde..
Bilemiyorum Mercan TV izleyicisi tatmin oldu mu?
Çünkü ben şahsen hiç tatmin olamadım da..
Ve çünkü..
İnsanın akli/ahlaki değişim ve dönüşümü gerçekleşmeden,yapılacak her kentsel değişim ve dönüşüm normu;Bir beldenin “Kentsel” hinderlantına sadece yapacağı şekli bir katkısal yenilemenin ile bazı aç gözlü insanlara “Rant/getirisi” sağlamanın dışında,asla ve kat’a toplumsal bir fayda ve yarar getirmeyecekt
SON/SÖZ;Ainesi iştir kişinin,lafa bakılmaz!Demedi demeyin??

               REİS BEY.                                                                                                 “Dediklerim; önce Bana,.sonra Sana”

 Sürç-i lisan’a “zail yolu göründü” tamam,

YALAKA’YA  sunmazsan “altın badeyi” amma.

Aklını basiret’e teslim edemezsen tam,

REİS’SİN;”kabul görür- her bir amelin” sanma..

 

Her Zat’a nasip olmaz, bil ki;  çıktığın makam

Ateşten bir gömlektir-kabul etmez hiç yama.

Nefsi aklın emrine verebilsen tastamam,

O zaman meydan okur,teslim olmazsın gam’a..

 

PEYGAMBERLİK MAKAMI olmuş bu makam’a nam,

Her zerre ve damlası sütre olsun ilzam’a.

Basiretin fevkinde dil’in kesmesin ahkam,

Önce KENDİNİ,sonra HALK’I uydur nizam’a..

 

ŞEHR-UL EMİNLİK’TEN nam, hizmetinden bin taam,

Al-sar ruhuna amma,  dikkat et intizam’a.

Attığın her adıma ayna tutunca avam,

Tam adaletle hükmet,zarar verme ahkam’a..

 

Bir kıl kadar arayla durur şeref ve ilzam

Makamının üstünde; bunu bil ve ALDANMA.

EMANET  EL’DE değil,.EHLİ’NDE bulur nizam,

Ara da EHLİ’Nİ bul. Daha fazla BUDANMA..

 

Gece-gün’e gebedir, günü kucaklar akşam,

Geç gelir, çabuk geçerPARLAK GÜNEŞ’E kanma.

Kör baltaya baş eğer en sağlam meşe ve çam,

Lakin MEYVELİ AĞAÇ yetişir her akşama..

 

TARAFGİRLİK PERDESİ olmasın gözüne ram,

Söndür nefs ateşini-kin ve garezi anma.

Kucakla her bir ferdi şefkatle buram-buram,

HİZMETE AMADE OL,BAŞKA YOLA DADANMA!!.

 

Fıtratın temiz ise, hiç korkma-sinmez haram,

Yine de tedbirli ol, RİYAKAR’A bulanma.

Etrafında pervane olup-GİYSE DE İHRAM,

Sakın ha! Elindeki ALTIN TAS’DAN sulanma.

 

ÇALIŞ! İşin görünsün- kalmasın yarım ve ham,

SEVGİ HALESİNDE kal– İKİ CİHANDA yanma.

Kaderinde ne varsa, o’nda olur izdiham,

Bu değil mi, HER ÖMRÜN ÜSTÜNDEKİ MUAMMA.??..

 

DOST NUSHU’YLA edilir DOST ‘A  “zehr-u zehrikram,

Gayesi; Can katmaktır DOST BİLDİĞİ ADAM’A..

NE MAKAMI ZELİL ET, NE O’NDAN DEVŞİR İDAM,

HAKK ADINA kulak ver bu figan-ı nidama!!

 

Asarı’nda görünür rütbesiyle HER ADAM,

Laf-u güzaf devşiren zom kafaya abanma.

Her sözüm doğru olup-Sana verse de ilham,

Mizanında tartmadan, bana dahi inanma..

 

Elimde değil, hoş gör; dilden döküldü meram,

DOST SÖZÜ ACI DERLER; Dinleyip de usanma.

Akameti görünce yine nüksetti yaram,

Yarama ” BİR PANSUMAN” zerk edip de uzanma

 

(İHB-24.Eylül.2004-ADIYAMAN)

 

 

 

Bu Haberi Gördünmü!

KÜÇÜK ŞEYLER?

“Küçük şeyler büyük şeylere gebedir, ki-Kula; Bazen ala, bazen bela doğurur!” KIYAM/ET! Çalkalandı arş-u ferş,şerha-şerha …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir