KÜÇÜK ŞEYLER/BİZİM ŞEHRİN IŞIKLARI-2

“Kimi yazılar/Sahur Aşına benzer;Isıtılıp-servis edildikçe-tatlanır.. Ki,bu yazımız da onlardan biri..”

GURBET’TEKİ ADIYAMAN

ADIYAMAN

Bir“Sıla özlemi” çöker içime,

Gurbet yollarına atınca beni;

Ansızın “gönlümde” kavrulan çime,

Gözümün hasreti resmeder Seni..

 

Dolanır dilime gurbet türküsü,

O “kısır döngünü” söyletir bana;

Kurulur ufkuma hasret köprüsü,

Beni  mahzun/mahcup getirir Sana..

 

Çaresiz kalsam da-bulurum derman;

Derdinin acısı sarınca Beni,

O suskun haline olurum ferman,

İnsafsız (Çoban’ın) vurunca Seni..

 

Kalemde niyazım, kağıtta yazım;

Ben senin derdini dert ettim Bana,

Dilimde avazım,ağıtta sazım;

Ben kendi derdimi ilettim Sana..

 

Ah! yin zem etmiş-İdraksiz diye;

Sahibin geçinen “Şehremin” Beni,

Halbuki Ben-Ona verdim hediye;

Ki aklımla yaşayıp-yönetsin Seni..

 

Irgatlık zilleti başına bela,

Neden! O (gür sesin)gelmiyor bana?

Uygarlık yoluna “bir adım” kala,

Neden! Şu “Kör Talih” gülmüyor Sana??

(23.Ekim.2010-İHB-İstanbul)

Bu gün,Mustafa TURAN’IN bize ilettiği aşağıdaki yazısını”BİZİN ŞEHRİN IŞIKLARI” kulvarına yansıtarak-konuk ve konu-etmek istedik,Bakın ne demiş..

Sahipsiz Memleket Adıyaman

Sözlerime başlamadan önce büyük şair Mehmet Akif Ersoy’un dizelerini biraz değiştirerek başlamak istiyorum: “Sahipsiz olan bir şehrin batması haktır, Sen sahip olursan bu şehir batmayacaktır.”

Geçen hafta sonu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Adıyaman Belediyesi tarafından organize edilen “Şehir Kimliği Çalıştayı” Adıyaman’da TPAO konferans salonunda yapıldı. Bürokrasi ve gazetecilerin dışında kimselerin katılmadığı bu çalıştay Türkiye için magazinden öteye geçti mi bilemiyorum, ama benim yüreğimi yaktı.

Suçlu bulmak gibi bir niyetimiz yok. Ancak söz konusu Adıyaman ise kader deyip geçemiyorum. Peki, diye soruyoruz, bu güne kadar bu memleket neden sahipsiz kaldı şimdiye dek otogar, hastane, nissibi köprüsü ve havşeri suyu dışında adıyamana ne kazandırdınız? Sorun nerde acaba? Bu memleketin hiçbir derdi ile dertlenmeyen aksine laf dalaşına giren ve basına sadece demeç gönderen milletvekillerindemi, siyasi partilerindemi yoksa siyasete oyuncak olan STK’larda mı?
Giden aldı gelen aldı giden insanlığını götürdü gelen insanlığı öldürdü. Memleketimde yaşananlar ne ilktir, ne de son alacağa benziyor.
Şehrimizin tarihi kaynaklarından milyarlarca lira kazanılıyor kazandıkları paranın yüzde 10’u ile o civara bir sosyal tesis veya mesire alanı yapılamaz mıydı? İstihdam sağlanamazmıydı?

Evet, sahipsiz memleket dedik. Gelelim neden sahipsiz memleket olduğumuzu anlatmaya.

Adıyaman, Türkiye’nin güneydoğusundaki bir çıkmaz sokaktır ve bu haliyle en son hatırlanacak illerden biridir. Neden mi? Çünkü çevre illerimiz gelişiyor büyükşehir oldu ama memleketim Çıkmaz bir sokak halini alabildi sadece. Bu olaylar Adıyaman’da değil de batıdaki herhangi bir ilde yaşanmış olsaydı,neler olacağını hepimiz tahmin edebiliyoruz. Ama olay(3.Dünya ülkelerinin bir ili gibi olan)Adıyaman’da olunca bahane hazır: Sorumlu sizleri o haketmediğiniz koltuğa oturtan vatandaş oluyor?
Şunu da ifade edelim ki, CHP Adıyaman eski Milletvekili Sayın şevket Köse’nin hakaret ettiği gazeteciler. Herkes çok iyi biliyor ki gazeteciler mağdur ve mazlumun hakkını da en çok savunanlardandır. Sayın Köse sonradan hatasından pişman olup özür mesajı yayınlasada herkes neyin ne olduğunu çok iyi biliyor. Bunların hesabını Adıyaman halkı sizlerden çok kötü bir şekilde soracaktır. Kobani olaylarından sonra Adıyaman çok karıştı. Bölücü terör örgütü İŞİD’e katılımın en çok olduğu şehirlerin başlarında Adıyaman gelmektedir. Yaşanabilir bir şehir inşaa etse idiniz bu durumlara düşmezdik. Herşeye ve herkesin karşısına engeller çıkmaktadır. Tarafsız yazı yazamayan, haber yapamayan bir çok meslektaşımı tanıyorum. Bu duruma çok üzülüyor ve çoğu zaman onlar karın tokluğuna çalışıyor. Bunların sebebi de yine bizlere engel olan yöneticilerdir.
* * *
Her yaşanan kötü olaydan sonra da vatandaşı kusurlu bulan zihniyete gelince… Gören de zanneder ki Adıyaman devletin her konuda üstüne düşeni yaptığı bir yer, işsizliğin en çok olduğu bu şehire devlet bunca şeyi yaptığı halde millet cahil, millet bilinçsiz, millet kusurlu deniliyor. Yaptıklarınızı sıralayın bakalım. Adıyaman halkı da öğrensin. Kimin bilinçsiz, kimin cahil ve kimin kusurlu olduğunu.

İnsanlarımız balkondan bir bardak su dökerken bile iki kere aşağıya bakar. Ama sizler kendi çıkarlarınız doğrultusunda hareket ediyorsunuz sonucun ne olacağını hiç düşünmüyorsunuz. Sormak gerekmiyor mu bu gidişatınız nereye?
İşte bütün bu cevapsız kalan sorularımızı yerel bir gazetenin sütunlarında değil de, TBMM çatısı altında soranımız olsa biz sahipsiz olmadığımızı anlayacağız. Aksi halde kendimiz kahrolup kendimiz ağlamaya devam edeceğiz. Saygı ve sevgilerimle.(Gazeteci /Mustafa TURAN)

Evet, bu yazısından dolayı Mustafa TURAN’I ve onun gibi,yaşadığı çevreye karşı duyarlı olan genç kardeşlerimi kutlarken, aşağıdaki notumuzla da konuya açıklık getirerek,Onun gibi-ADIYAMAN’I-düşünen genç kareşlerime katkı sunmayı da görev bilerek-kendisine ilettim..

İşte (O)notumuz!

Sevgili Mustafa Kardeşim; Tespitin doğru, lakin teşhisin yanlış, çünkü-Bir Beldenin sahipleri-önce orada yaşayan-O Beldenin yerleşik- insanlarıdır, dolayısıyla Adıyaman’ın sahibi de (öncelikle) Adıyaman halkıdır.. Sonra, halkın sivil bir organizasyon biçimi olan “STK, dernekler, vakıflar v.b gibi” kuruluşlardır, bunu, halkın iradi katılım ve temsil gücünü belirleyerek oluşturulan hizmet kurumların(Belediyelerin) Başkan Ve Meclisi’yle, yine ayrı irade tarafından kurularak-devlet ve milletin hizmetine sunulan(TBMM’nin)seçilmiş İl Milletvekilleri ile hükümet tarafından atanmış (devletin)Valisi‘dir-bir ilin- sahibi..
Tespitinde “E. Milletvekili Şevket KÖSE için de” bir paragraf açarak,”Gazetecilerle ilgili bir demecinden dolayı” eleştirmişsin.. Şüphesiz ki, demokratik düzenlerde, herkes herkesi eleştirebilir ve eleştirmelidir de, ancak-eleştirirken;“İğneyi kendisine, çuvaldızı eleştirmek  istediğine” batırmayı da göze almalıdır-Eleştirmen.. Çünkü, Şevket KÖSE Sana göre belki öylesine derin bir bilgi ve birikime sahip bir kişi olmayabilir, lakin-ben Onu; Memleketini ve insanını seven ve ona hasletle yönelip/ilgilenen bir insan olarak biliyorum, ki-Sevgili Gazeteci kardeşlerimi de biliyorum ve Onların “Gazetecilik kisvesi altında” ne işler karıştırdıklarını da.. Belki Onları da mazur görmek gerekiyor ki, Yedikleri onca haltlara rağmen, Adıyaman gibi, kendi vurdumduymazlığının  girdabında kıvranan garip bir beldede, ben de mazur görüyorum-Onları, çünkü; Adıyaman halkının ne kendisinin hakkına ve hukukuna ve ne de kendisine  ile çevresindeki olan/bitene” Ayna tutan elin” rol ve misyonunu yüklenen “Basına ve Mensubuna” sahip çıktığı falan yoktur.. Böyle olunca, gazeteci de halkı gibi  olan/bitene karşı duyarsız kalarak-zıvanadan çıkıyor ve her haltı da yiyebiliyor..
Yani özetle, Bir beldenin adam olması, öncelik ve ivedilikle, o beldenin asli sahibi olan “Halkının” adam olmasına bağlıdır..
Ha, O katıldığın toplantıları da fazla önemseyip, beklentilere falan girme, çünkü-Onlar; Kısa vadeli “Kişisel ya da makamsal” Sanal ve suni amaçları olmakla beraber, ciddi ve büyük hedefleri olamayan” Siyasal,İdari ya da Bürokratik” bir seremoniden öteye hiç bir anlam da içermeyen figüratif mizansen ve eylemlerden müteşekkildir..
Çünkü Onlar/Bürokratlar;Gelirler, gerdan kırıp/konuşurlar, yer ve içerek-tıkınır/dönerler, “hakk-ı huzur” avans ve ianelerini alır ve makamlarına kurularak-Olanı/biteni yok sayarlar..
Güya Bizim saf ve saftirik Büyük/Büyük şişkin yöneticilerimiz de; Onlardan bekledikleri Büyük/büyük projelerin hayaliyle yanıp tutuşarak Büyük/büyük makamlarında uyuyakalırlar..
Evet, birileri hala bize “Uyu uyu yat uyu!” diyor ;Uyuyacak mıyız, silkinip-uyanacak mıyız?
Tamam mı güzel kardeşim..
Eğer “Bir yaraya parmak basmışsan; Bu,Onu saracaksın da demektir!”.. Seni kutluyor,başarılar diliyorum
Sevgilerimle..

Evet,özetle bunları yazmışız..

SON/SÖZ;                                                                                                                                   Kendini,akıl ve ferasetini ile sahip olduğu kadim/zengin değerlerini bilmeyen/bilemeyen ve bunları kendine dert edemeyerek-atıl ve akim-bırakan pasif,pısırık,İlin(görev Ve sorumluluk yüklenmiş) yöneticilerini sorgulamayacak kadar korkak ve lakayt bir toplumu neden başkaları bilip/sahiplensin ve zengin-DEĞERİNİ-değerlendirsin ki?

Sevgilerimle..

Bu Haberi Gördünmü!

KÜÇÜK ŞEYLER?

“Küçük şeyler büyük şeylere gebedir, ki-Kula; Bazen ala, bazen bela doğurur!” KIYAM/ET! Çalkalandı arş-u ferş,şerha-şerha …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir