“Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları” Dördüncü Haftasında

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan anlaşmalar çerçevesinde, Türkiye hükümetince uygun görülen ve Avrupa Birliği tarafından finanse edilen “Türkiye’deki Irak ve Suriye

Krizinden Etkilenen Sığınmacılar için Geliştirilmiş Destek” projesi kapsamında gerçekleştirilen “Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları” toplantılarının dördüncü haftası bugün ikinci gün programı ile devam etti.

Karataş: “Mültecilerin Türkiye’deki uyumu bizim için önemli”

Basın buluşmalarının ikinci günü, Mülteci Destek Derneği (MUDEM) Genel Koordinatörü Safa Karataş’ın dernek ve proje hakkında bilgilendirmesiyle başladı. Karataş, “Doğrudan insanlara anadilinde ulaşabilmek adına hukuki danışmanlık, psiko-sosyal destek faaliyetleri ve bununla beraber en önemlisi genel halkla uyum ve bütünleşme faaliyetleri gibi faaliyetler yürütüyoruz.Sosyal barışa katkı sunduğumuz düşünüyoruz. En azından böyle bir çabamız var. Bu anlamda mültecilerin Türkiye’deki uyumu da bizim için hayli önemli bir konu” şeklinde konuştu.

Kavlak: “Mültecilerle ilgili medyada yer alan her haber algıyı yönlendirmektedir”

MUDEM Genel Koordinatörü Safa Karataş’ın ardından söz alan Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD) Genel Koordinatörü İbrahim Vurgun Kavlak ise dernek hakkında verdiği kısa bilgilerin ardından mültecilerle ilgili doğru terminoloji ve kavramların kullanımı hakkında bir sunum yaptı. Göçmen, mülteci, sığınmacı ve geçici koruma ile ilgili tanımları anlatarak, medyadaki yanlış kullanımların en aza indirilmesi gerektiğini belirten Kavlak, basında yer alan her haberin insanların bakış açısını doğrudan değiştirdiğine de dikkat çekerek, “Mültecilerle ilgili medyada yer alan her haber algıyı yönlendirmektedir. Bu konuda gerçekten hassasiyet gösterilmesi gerekiyor” dedi.

Ülkeler, göç konusunda üç kalıcı çözüm ürettiler

  1. Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle Avrupa’da çok ciddi bir nüfus hareketliliğinin oluştuğunu ve bu nüfus hareketleri evresinde ülkelerin sınırlarının değiştiğini ifade eden İbrahim Vurgun Kavlak, “İnsanlar yer değiştirdi ve işte bu yer değiştirmelerden kaynaklı sıkıntıları çözebilmek amacıyla ülkelerde konuya uluslararası çözüm getirme arayışı içerisine girdiler. Ardından 3 kalıcı çözüm tespit etmiş oldular. Bunlardan birincisi gönüllü geri dönüş, ikincisi yerel bütünleşme, üçüncüsü de üçüncü bir ülkeye yerleştirme. Gönüllü geri dönüş dünyada en fazla uygulanan çözüm olmakta. Yani kişilerin ülkelerindeki mültecilik yaratan sebepler ortadan kalktığında gönüllü olarak ülkelerine geri dönmesi. İkincisi yerel bütünleşme dediğimiz konu.Yerel bütünleşme, kişilerin sığındıkları ülkelerin kültürlerine, sosyal yapısına uyum sağlama süreçlerinin sonunda mültecilik statüsü de alarak ve devamında da belki vatandaşlığa geçmeleriyle son bulacak bir bütünleşme durumudur.Bu henüz Türkiye’de çok mümkün olmayabiliyor. Bunun da sebebi Türkiye’nin yine 1951 Cenevre sözleşmesine coğrafi bir kısıtlama ile imza atmış olması. Türkiye, Avrupa Konseyi’ne üye olan ülkelerin dışından gelen kişilere mülteci demiyor. Üçüncü olarak, üçüncü bir ülkeye yerleştirme konusunda ise her yıl ülkeler Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne belli kotalar belirlerler ve belirlenmiş olan bu kotalar çerçevesinde mülteci statüsü tanınmış olan kişiler Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği aracılığıyla bu ülkelere yerleştirip üçüncü bir ülkede hayatlarına devam ederler. Bu aslında dünyada en az uygulanan çözüm. Toplam mülteci nüfusunun sadece yüzde biri üçüncü ülkeye yerleştiriliyor” diye konuştu.

Bildirici: “Biz bu toplumun sismograflarıyız”

Kavlak’ın ardından yerel medya mensuplarıyla bir araya gelen Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı ve Okur Temsilcisi Faruk Bildiricide ‘Medya ve Etik’ konusunda bir konuşma yaptı.Medya’da nefret söylemi konusunda dikkat edilmesi gerekildiğini dile getirenBildirici, “Biz medeni bir ülkenin, medeni gazetecileri olarak evrensel ilkelerle yaptığımızı savunan insanlarsak ki olmalıyız, o zaman bu tür söylemlerden kaçınmalıyız. Çünkü biz bu tür nefret söylemi içeren haberler yaparsak insanların birbirlerine düşmelerini, kavgaları vesaire azaltmış olmuyoruz. Tam tersi artmasına neden oluyoruz. Herkes ülkemizde depremler olduğunda neler yaşanabileceğini gördü, empati kurabildi. Yani bizim Suriye’den gelen insanların yaşadıklarını anlamamız için böyle bir deneyim yaşamanıza gerek yok. Biz gazeteciyiz. İnsanlar arasında empati geliştirebiliriz. Onları hissedebilir, insanlara bu hissi yaşatabiliriz. Çünkü biz bu toplumun bir yerde sismograflarıyız” şeklinde konuştu.

Bildirici: “İnsanı korumak zorundayız”

Haberlerde bazı unsurları haberin başına çıkarırken dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Bildirici, “Biliyorsun insanlar çoğu zaman haberlerin başlıklarını okuyorlar devamını okumuyorlar. Böyle olduğunda sadece haberin başını okuyan insan oradan konuyu yanlış algılayabilir. Temel olarak konuyu bir iki cümlede özetleyebilirim. Bizim mesleğimiz insan mesleği. Biz gazeteciyiz, insanız. Bu mesleği sadece insanlar için yapıyoruz. İnsanlara bilgi veriyoruz ki o insanlardan bilgileri alsınlar kendi hayatlarını doğru yönlendirsinler. İşin özü bu. Kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin, hangi gruptan, hangi ulustan, hangi aidiyeti taşıyorsa taşısın insanı korumak zorundayız” ifadeleri kullandı.

Ergen: “Dezavantajlı çocuk bizim için daha önemli”

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) olarak dil, din, ırk gözetmeden çocuklar için çalışmalar yaptıklarını belirten UNICEF Görsel İşitsel Materyal Geliştirme Sorumlusu Can Remzi Ergen, “En dezavantajlı çocuk bizim için daha önemli. Eşitlik ve hakkaniyet arasındaki dengeyi iyi kurup düşünerek dezavantajlı olanı kurtarmaya yönelik çalışmalar yapmaya çalışıyoruz. Biliyorsunuz insan hakları, eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri üzerine kurulu” diye konuştu.

Ergen: “Çocuk her şeyden daha değerli”

UNICEF olarak çocukların medyada nasıl temsil edildiği konusunda çok dikkat edilmesi gerektiğini dile getiren Remzi Ergen, “Çocuğun onur ve haklarını her durumda korumak konusu ile alakalı biz UNICEF olarak bir soru soruyoruz. Herhangi bir haber yaptıktan sonra, haber yaparken, bir basın bülteni yayınlarken, bir fotoğraf çekerken veya o fotoğrafı yayınlarken eğer bu ben olsaydım bu fotoğrafın yayınlanmasını ister miydim? Eğer bu benim çocuğum olsaydı, bu fotoğrafın medyada bu şekilde yayınlanmasını ister miydim? Bu aslında bizim en büyük kıstasımız. Bir durumu yansıtmak çok önemli, bir farkındalık yaratmak çok önemli, kamuoyunu bilgilendirmek çok önemli ama burada çocuk her şeyden daha değerli. O yüzden de biz haber yaparken bu konunun hep altını çizmeye çalışıyoruz” dedi.

Özüduru: “Kadınlar kendi ayakları üzerinde dursunlar istiyoruz”

Ünlü gazeteci isimlerle sohbetin ardından Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye İletişim Uzmanı Çelik Özüduru, UNFPA’in Birleşmiş Milletler Organı olarak daha çok kadın ve kız çocukları üzerine çalıştığını anlattı. UNFPA’in SGDD ve MUDEM işbirliği ile yürüttüğü Kadın Sağlığı Danışma Merkezleri’nde, kadınların güçlenmesini sağladıklarını belirterek bu merkezlerde kadınlara danışmanlık verildiğini, farkındalık arttırıcı ve bilgilendirici etkinlikler düzenlediklerini ifade etti. Kadınların sosyal yaşama katılmalarının kendileri için çok önemli olduğunu çünkü sığınmacı kadınların her zaman böyle bir fırsatları olmayabileceğini vurgulayan Özüduru, “Biz kadınların bizim yaptığımız çalışmalara bağımlı olmasını istemiyoruz. Biz istiyoruz ki kadınlar kendi ayakları üzerinde dursunlar, telefonla konuşabilsinler. Bir hastaneye gittiklerinde Türkçe olarak kendi dertlerini anlatabilsinler. Türkçe derslerine bu sebeple çok önem veriyoruz” şeklinde konuştu.

Basın buluşmalarının ikinci gününde Haber Global Ankara Temsilcisi Faruk Demirel ve Kanal 24 Ankara Temsilcisi Melik Yiğitelde medya mensuplarıyla kısa bir sohbet gerçekleştirerek, mülteciler konusunda görüşlerini ve yapılan haberlerin içeriklerinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlattılar.

Demirel: “Tepkiler artında haberlerin dozunu düşürdük”

Ulusal medya olarak sığınmacılar konusunda yaşanan olaylara insani yönüyle bakmaya çalıştıklarını ifade eden Faruk Demirel, sonrasında karşılaştıkları süreci şu sözlerle anlattı:

“Bir süre sonra bazı sosyal medya hesaplarında yer alan haberler çok yanlış ve çok abartılı olarak yayılmaya başladı. Örneğin;‘Suriyeli sığınmacılar sınavsız üniversiteye giriyor, sığınmacılara devlet çok fazla imkanlar tanıyor, onlar sağlık sisteminden ücretsiz faydalanıyor ama biz ücretsiz yararlanamıyoruz’ şeklinde ve bir süre sonra kademeli olarak ulusal medyada haber sayıları azalmaya başladı.Bu biraz da bilinçli bir tercih oldu. Bunun sebebi, bu haberler baktık ki Türklerin Suriyeli sığınmacılara olan bakış açısını biraz değiştirmeye başladı ve bir antipati uyandırdı. Hal böyle olunca biz ulusal basında dozunu biraz düşürdük.Mesela Türkiye dış yardımlar ve insani yardımlar konusunda dünyada en cömert ülke.Bu zaten Birleşmiş Milletler’in açıklamalarında da var.Miktar olarak baktığımız zaman dünyanın en çok insani yardım yapan ülkesiyiz. Fakat Türk insanında bir tepki oluşunca biz haberlerin biraz daha dozunu düşürdük.Zannediyorum şu anda da çok büyük bir olay olmadıkça ulusal haber kanallarında haber yapılmıyor.”

Yiğitel: “Sığınmacılara dair hissettiğimiz duygu tahammül olmamalı”

Yaşananları bir muhtaçlık ilişkisi üzerinden kurgulamayı doğru bulmadığını belirten Melik Yiğitel, “Böyle durumları sıkıntılı görüyorum. Bütün dünyada yaşanabilecek şeyler bunlar. Özellikle bu coğrafyada sıkça yaşanabilecek şeyler. Biz de benzer bir şey yaşayabilirdik. Dolayısıyla bir muhtaçlık ilişkisi üzerinden bir şeylerin kurgulanmasını ben biraz daha sosyo-kültürel ve insan hakları merkezli bir sorun olarak görüyorum.Ama burada 7 yıl oldu ve artık ne yapacağımıza karar vermemiz gerekiyor. Ben şimdi bir şey soracağım samimiyetle.Şu anda Suriyeli sığınmacılara dair hissettiğiniz duygu ya da etrafınızdaki insanların hissettiği duygu sizce kabul mü yoksa tahammül mü? Eğer mesele tahammül olsaydı çok sıkıntılı bir şey ile karşı karşıya olurduk” ifadesini kullandı.

Hakkı: “Türkiye’de çok kalmış olabiliriz ama başka çaremiz yok”

Günün son oturumunda ise Elham Esmail Hakkı ve Subhi Dusouki, “Suriyeli Gazetecilerin Gözünden Mülteciler” başlığı altında konuşmalar yaptılar.İlk olarak söz alan Esmail Hakkı, “Biz Suriye’ye karşı olan yanlış bakış açısını yok etmek için buradayız.Burada kendi vicdanımızın da ortaya koymuş olduğu perspektifle hareket etmekteyiz. Tüm dünyanın duygularına da ancak sevgiyle ulaşılabildiğine inanıyorum. Dünyaya Suriyelilerin kendi vatanlarını geride bırakıp neler yaşadığını gösteren çok fazla fotoğraf ve görüntü var. Biz bu duruma Suriyeliler olarak baktığımız zaman özellikle enkaz altından çıkarılan bir kız çocuğunun ‘Amca beni çekme, başörtüm kafamda değil. Lütfen beni çekme’ şeklindeki bir isteğinin ‘Ama bu bir kurtarma olayı’ diyerek çekilmesi konusunu anlamıyorum. Düşünebiliyor musunuz?O kimyasal silahlarla saldırıya uğrayan enkazdan çıkan insanları nasıl hiçe sayabiliriz. Ben burada içtenlikle bunu söylemek istiyorum. Kusura bakmayın. Türkiye’de çok da kalmış olabiliriz ama elimizde başka çaremiz yok. Henüz yok.Çok iyi insanlarsınız. Herkes bir şeyler kaybedebilir.Bizim de kaybettiğimiz şeylerimiz var.Ben sadece sevgiden bahsetmiyorum. Lütfen bizi yalnız bırakmayın. Siz bize destek olun,biz de size hayat boyunca kardeş… Türkiye’ye Türk halkına çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

Dusouki: “Bu toplantılar çok faydalı oldu”

Buluşmaların kullanılan nefret söylemi noktasında hedefine ulaştığını belirten Dusouki ise, “Önceleri özellikle İstanbul ve Antalya’da bizlere karşı tepki söz konusuydu ve bazı Türk gazeteciler tarafından da nefret söylemi kullanılıyordu.Açık söylemem gerekir ki burada yaptığımız konuşmalar tüm Türkiye’de bu söylemin yok edilmesi konusunda çok faydalı oldu. Bu buluşmalar ile fikirlerimizi aktarma fırsatını bulduk ve bu buluşmalar içerisinde birçok insanla bir araya geldik. Öyle bir sevgiyle karşılandık, o kadar güzel hisler yaşattınız ki bizlere, biz sonsuza bu aramızdaki iyi niyetin, iyi iletişimin kalacağını düşünmekteyim” ifadeleri kullandı.

Medya ve Mülteciler Basın Buluşmaları’nın dördüncü hafta programı yarın gerçekleşecek bir oturum ve değerlendirme konuşmasıyla devam edecek.

Bu Haberi Gördünmü!

ADIYAMAN 112 İLE BİRKEZ DAHA GURUR DUYDUK

Sağlık görevlileri ‘altın beşik’ ile hayat kurtardı Heyelan nedeniyle ambulansla gidemeyen sağlık ekipleri yaya olarak …