ÖZGÜRLÜK..

BAZI SÖZ YA DA KELİMELERİN DEDİKLERİ..

“Özgürlük,sadece (Akıl sahibi)insana bahşedilmiş İman Ve İhsan yüklü (İlahi) bir erdemdir;Fıtrat’ta/idrakte vardır,lakin fırsat’ta/eylemde yoktur-Hakk’a hasredildiğinde anlamlaşır ancak!”

İstiyorsan uça-uça sar onu;
Kelebeğin kanadında özgürlük,
Yürekliysen biçe-biçe ser onu;
Aç bir kurdun kursağında özgürlük..

Zindanların dehlizinde arama;
Hasretinin düşlerine de kanma,
Mecnunların yüreği de ÇÖL” amma;
Leylaların çerağında özgürlük..

Bir yalnızlık mezrasında hep tüter;

Yürekleri sarıverir-derbeder,
Umutlara katık olur ve gider;
Ufukların durağında özgürlük..

Vazgeçişin sırrındadır! Bu konu;
Bilmiyorsan yüreğinden sor onu,
Kararlıysan “TERK’İ TERKET!” gör sonu;
Yüreklerin kurağında özgürlük..

Akıl,izan-vicdan varsa,olmaz-hiç;
Hasletinin gel/git’inde kalmaz güç,
Var git artık Sen nefsine “KEFEN” biç;
Kaf dağının ırağında özgürlük..

Ruha çökmüş gizemli bir nakıştır;
Her bir nakşı bambaşka bir akıştır,
Özgürlüğün dört mevsimi de kıştır;
Hazanların çorağında özgürlük..
(İHB/Şiir Pazarı-12.Eylül.2013-İst..)

 

Formun Üstü

ÖZGÜRLÜK..
Özgürlük; Sınırsız bir biçimde sadece(Hayalde) vardır, ancak insan hayatın gerçek yüzüyle yüzleştikçe-Onun(hakikatte)olmadığını anlıyor..
Yani..
Kuşlar gibi özgürlüğe yelken açıp/uçmak sadece idrakte kalan bir ütopyadır,çünkü insan; hayatın renk/ahenk norm ve desenlerine meyledip/bağlandıkça, Özgürlüğünü de “BİZZAT” kendi elleriyle-BAĞLAYARAK-yitiriyor..
Yani..
Aslında doğal olarak idraklerde var olan özgürlüğü, insan;Kendi ’doğal ya da nefsani’ İstek ve arzularıyla dünya ve nimetine-feda ederek-kendisi yok ettiriyor..
Çünkü..
“Özgürlük vazgeçmektir..”
Bunu başarabilenler-özgün ve özgür-olabilir ancak;Gerisi hikayedir..

Bu nedenle de..
“Özgürlüğümü kısıtlıyor” diye;Kimseyi suçlamanın alemi ve gerek yok..

Eğer,gerekten özgürlüğünüzü istiyor ve özgürce yaşamak istiyorsanız;Vazgeçmesini bilecek ve yüreğinize taş basarak-sahip olduklarınızdan vazgeçeceksiniz..

Çünkü..

Siz,dünya malına sahiplenip-vazgeçmedikçe,kendi özgürlüğünüzü de-Vazgeçemediklerinize- hasredip,kendi elinizle-bizzat yine kendiniz-kısıtlamış olursunuz,ki;Bunu da asla unutmayın!

CUMHURİYET..
Çocukluğumuzda bize,”Cumhuriyet fazilettir!” diye bellettiler;Biz de, öyle olduğunu sandık..
Sonra,bir gün uyanıp merak ve dikkatle etrafımızdaki-Cumhuriyetlere-baktık..

Mesela:
ABD’ye,
Almanya’ya
Fransa’ya,
İtalya’ya,
Ve de;
Rusya’ya,
Suriye’ye,İran Ve Irak’a
Ve de Çin’e,
Çekoslovakya ve Macaristan’a..
Biz bunlara büyük bir merak ve iştiyakla bakıp,kendi-Cumhuriyetimizle-biçip/kıyaslarken,bir yandan da beyinlerimize;Osmanlı(Mutlakıyet)İmparatorluğunun ve Padişahlarının ne kadar kötü, berbat,gerici/çağdışı ve gayri medeni bir “yönetim ve yönetici” profilini oluşturduğunu kazıdılar..
Bu defa da dikkatimizi,bunlar da acep ne menem şeylermiş ki,diyerek-İmparatorluklara ve onların eş ve renktaşı olan “Krallıklara/Kraliçeliklere,Sultanlıklara” falan yoğunlaştırdık..
Mesela;
İngiltere’ye,
Japonya,
Ve İspanya’ya,
S.Arabistan,Ürdün Ve BAE,
Hollanda’ya,
Danimarka ve Belçika’ya..
Sonradan biraz daha idrak’ten serpilip-Hanya’yı/Konya’yı-birbirinden ayırmayı kavrayınca da, başka ülkelerin varlığını da fark ettik/yoğunlaştık..

Mesela;
İsveç,
Norveç,
Ve Finlandiya’yı..

Baktık ki;
Bunca “Cumhuriyet,Krallık,İmparatorluk,Sultanlık ve Beylik/Emirlik” var,ama-biri diğerine hiç benzemiyor;Cumhuriyetler de birbirinden çok farklı,İmparatorluklarda,Krallıklar da..
Peki,ama neden dedik?
Neden;
Cumhuriyetler,
İmparatorluklar,
Krallık ya da Sultanlıklar-ismen-aynı olduğu halde-cismen-yönetim tarzları ile toplumlarına olan bakış ve yaklaşımları bakımından-birbirlerine- asla benzemezler?dedik..
Biraz daha ilerleyince gördük ki!

Meğer..
Bu benzemezliğin esas sebebi,bunların “Cumhuriyet,İmparatorluk ya da Krallıklarla” falan yönetilmesinden değilmiş..
Bunun sebebi;Bunların isimlerden ziyade,adına “Demokrasi,Komünizm,Sosyalizm,Monarşi” denilen yapıların cisminden-yönetim tarzlarından-ileri geliyormuş..
Bu defa da bunlara kafa yormaya ve aralarındaki farkı kavramaya çalıştık..
Ve anladık ki;Farkı fark ettiren asıl neden sadece “DEMOKRASİ” denilen yönetim biçiminin varlığı ya da yokluğuyla ilgiliymiş..
Yani:
Halkın;Kendi kendini bildiği,yurttaş ve söz sahibi olduğu,kendi kaderini kendisinin belirlediği, devletini kurumsallaştırabildiği,onu yönetenleri kendi-hür iradesiyle- seçip/denetleyebildiği, kendisinin ve devletinin– evrensel değerlerle çerçevelendirilmiş bir hukuk sistemine sahip ve sorumlu-hissettirdiği,yenileşmeye,değişmeye,gelişmeye ve yükselmeye de açık,çağdaş ve medeni bir fazilet idaresini bizzat kendi eliyle oluşturarak-sahip olduğu evrensel bir sistem..

Ve de sonunda anladık ki!
Eğer bir yönetim biçiminde-demokrasi ve onun evrensel norm ve değerleri-yoksa;O yönetim tarzının da adı ister-Cumhuriyet-isterse de -İmparatorluk ya da Krallık-olsun ve bunlar ister-Komünizm ya da Sosyalizmle-isterlerse de-Kapitalizm/Liberalizmle-yönetilsinler,İnsanın haysiyet ve onurunu kollayıp/korumak bakımından birbirlerinden farkları da yokmuş ve asla hiç bir değerleri de yokmuş..

ÜLKEMİZDE ÖZGÜRLÜK VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VAR MI???..
Özgürlükler fıtri/doğal olarak idraklerde vardır, lakin-sınırsız/sonsuz değildir; Uhrevi ve toplumsal gerçeklerle (Emir ve Yasaklarla, Yasa ve yaptırımlarla) dizginlenmiştir..
Özgürlük; Kişinin idrakinde şekillenerek, Onun-doğal/iradi dürtü ve güdülerini tetikleyip-anlamlı kılarak,onu toplumsal eylemlere de dönüştürebilen soyut(Bağımsız ve bağlantısız) özgün ve örgün bir fikir, kabul ve davranışlar bütünlüğüdür..
Bu manada..
Her idrakte(ÖZGÜRLÜK) vardır, lakin,toplumsal alanda pek yoktur,çünkü; Çoğu kez bireylerin korkularından ve eylemsizliğinden dolayı İdraklerin içinde mahkum edilip/ötelenerek, Onun (özel)talep ve beklentilere veya (Genel)toplumsal tehdit ve baskılara feda edilebilmektedir..
Çünkü..
Bağlılık bağımlılığı getirir; Özgürlüğün sınırını da, kişinin (Özel Ve genel)bağımlılığının norm ve nosyonu çizer..
Yani..
Aslında /fıtri/doğal olarak kadim bir şekilde idraklerde var olan bir şeyi(Özgürlüğü)kişiler kendi elleriyle onu; özel ya da genel arz ve taleplerinden(Bağımlılıktan) dolayı sınırlarını çizip/daraltmakta ya da büsbütün erteleyip/öteleyerek-yok etmektedirler..
O halde..
Ülkemizde; Soyut bir şekil de (Özgürlük de vardır,Basın özgürlüğü de),ancak bizzat Bireylerle Basın Camiasının aymazlığından dolayı yok olmaktadır..
Çünkü..
Bireylerle Basın ya da diğer Özel ve tüzel kişiliklerin (ÖZEL) çıkarlarıyla, talep ve beklentileri (ÖZGÜRLÜĞÜ) çoğu kez; İktidar ve Güç odaklarının insaf ve inisiyatifine bırakarak-onu  kendi (SOYUT)kulvarında atıl ve akim bırakmaktadır..
Yani..
Basın ve Mensubu; Kendi (özel ve anlamlı)özgün/örgün konumu ile toplumun(genel)talep ve beklentilerinin bir gereği olarak, Bu işin(ÖZGÜRLÜĞÜN) gönüllü bayraktarlığını yapacağına (KENDİNİ Ve KALEMİNİ) güç odaklarının emrine amade ederek hem kendi(ÖZGÜRLÜĞÜNÜ) ve hem de(BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ)kendi eliyle yok etmektedir..
Eh..
Kuyruğuna her basıldığında, Şaklaban gibi feveran edip böğürmesini de, üstlendiği bu (Özel) rol ve misyonunun bir gereği saymalı artık..
SON/SÖZ;
“Madde ve Mana aynı anda birlikte ve beraberce aynı kişide buluşmaz” ve çünkü; Kendi dünya ikballeri için (MADDE’YE)tapınıp/sarınanlar (MANA’YI) da büsbütün kaybederler!”
Afiyet olsun!
Sevgilerimle..

BUGÜN ONA YARIN SANA…
Eğer yarın sükut-u hayale uğramak istemiyorsak; Bugün düşmanımıza bile yapılan bir haksızlığa(bize yapılıyormuş gibi) itiraz ederek-karşı çıkmamız gerekiyor, çünkü bugün ona yapılanın aynısı, yarın bize karşı da yapılabilir..
Yani..
Bugün Ona yapılanın, yarın Sana da yapılamayacağının bir garantisi var mıdırki?
O halde..
Çevremizde olan/biten her şey için; “Bana ne, beni ilgilendirmez!”dememek gerekir..
Çünkü..
İnsanlık denilen şey; sadece kendi derdiyle dertlenmekten değil, belki de daha çok başkasının derdiyle (kendi derdiymişçesine) ilgilenip/dertlenmekten geçiyor..
Sevgilerimle..

YÜREĞİME PRANGALAR VURDUM..
İstisnalar hariç, Bizim gibi kısıtlı bir demokrasiye sahip ülkelerde özgün ve özgür bir basın hizmeti yerine, genellikle güdümlü, yanlı ve kaypak bir basın ve yayın akışı vardır..
Yani..
İdrakler ve kalemler; Ya beş paraya (Muktedirlere)kiralanmış ya da satılmıştır..
Bu, her şeye gebe derin,kaygan ve kaypak zeminde(kendin gibi olmak..)kalmak, düşünmek ve olan/biteni eğilip/bükülmeden yazmak kolay değil dostlar..
Çünkü..
Yıllardır düşmemek için “yüreğime nice prangalar vurup/eskittim!”
Sevgilerimle..(İHB)

YASAL/POZİTİF AYRIMCILIK KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİNİ DENGELER Mİ?
Yeni(YASAL)düzenlemelerle, Kadınlar lehine yapılacak olan-pozitif ayrımcılık-güvence altına alındı..
Peki bu yeterli mi?
Bu yasal düzenlemeler tek başına, erkekler tarafından-kadınlara karşı-yapıldığı varsayılan şiddeti önleyebilir mi?
Hiç sanmıyorum..
Çünkü; Ülkemizde”Erkeklerin Kadınlara ya da Kadınların Erkeklere karşı” gösterdiği varsayılan hiddet ve şiddet, öylesine (suç ve cezayla) tanımlanıp/önlenebilecek bir eylem ve yaptırım biçimi değildir ve genellikle de(erkeği egemen kılan) ataerkil aile yapısının günümüze taşıdığı (özel)geleneksel/kültürel (sosyo/psikolojik) bir davranış biçimidir..
O halde..
Bunun Yasal “güvence ve yaptırımlarla” değil,Toplumsal (Ailevi rol ve misyon yüklü) gerçekliğinin de ışığında oluşturulması gereken(bir sevgi ve muhabbet ikliminde) eğitimsel, sosyal ve kültürel model ve öğretilerle önlenmesi gerekir..
Evet..
Toplumun çekirdeğini oluşturan ailelerde eksik olup ta aranan şey, erkeklerin ya da kadınların üstünlüğü ve ya birbirlerine karşı pozitif ayrımcılığa tabi tutulması ve bunu (Yasal)tedbirlerle falan kollayıp/korumak da değildir; Aile bireylerini dolayısıyla da toplumu bir arada tutacak olan yegane şey; sadece insana endeksli ve ona insan olduğunu da hatırlatacak olan “sevgi ve muhabbet ağını beslemek-aile bağını güçlendirmek” eylemsizliğiyle “moral ve özgüven” eksikliğidir..
Eğer bunu tersine çevirip/hayata geçirebilirsek; Belki,Önce birey ve aileyi, sonra da toplumu kurtarabiliriz..
Ve o zaman da..
Erkek/Kadın ya da Kadın/Erkek hükümranlığı da, mağdurlukları da gündemden düşebilir-ancak..
Ey Devlet ve Hükümeti Yönetenler ve ey “Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” Bakan ve Yöneticileri; Bunu hayata geçirmeye var mısınız???,
Varsanız-ben de varım ve Varlığınızı bekliyorum; Çıkın ortaya ve sağa/sola hiç kıvırmadan gereğini hemen yapınız!
Çünkü!
Bilirsiniz ki; “Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz..”
Sevgilerimle..

İNSAN..
1-İnsan vardır; Bilmez, ancak-BİLMEZLİĞİNİ-de bilir ki, böyleleri her şeyi öğrenmeye açık insanlardır.
2-İnsan vardır; Bilmez, ancak-BİLMEZLİĞİNİ-de bilmez, ki-böyleleri cahil inatçı ve bağnazdır ve öğrenmeye de kapalı insanlardır..
3-İnsan vardır; Bilir, ancak-BİLDİĞİNİ- bilmez, ki-böyleleri bildiklerinin bile farkında değildirler ve uyarılarak- özgüven kazanmaya muhtaçtırlar..
4-İnsan vardır; Bilir, ancak-BİLDİĞİNİ-de bilir, ki-bunlar kendilerini bilen mükemmel insanlardır ve hiç bir şeye de pek ihtiyaç duymazlar..
Evet; İnsanlar genellikle bu(4)kategoriden birine girerler, ki-hangi insanın hangi kategoriye dahil olduğunu da,Onun davranışları ile yaşadığı sosyal çevrenin/toplumun kabul ve değer yargıları belirler..(İHB)
Sevgilerimle..

 

Bu Haberi Gördünmü!

ŞİİR PAZARI ŞİİRLERİ/TESBİHAT..

“Aşktır benim hakikatim;Bulmaya geldim dünyaya!” TESBİHAT Hangi Şey’e baksam seni görürüm Subhan’u-Elhamd’u-Allah’u Ekber O Şey’e …