Rehavet

Rehavet kötü bir şey.

Hani hafta sonu iki gün tatile giren memurlarda pazartesi sendromu olur ya!

Hani pazartesi sabahları kimsenin canı bir şey yapmak istemez ya!

İşte öyle bir şey…

Rehavet; tembellik yapmanın diğer adıdır.

Birkaç gündür ailevi bir meseleyle meşgul idim.  O meşguliyet de bende rehavet oluşturdu.

Rehavete kapılmak insanı gündemden de uzaklaştırıyor.

Basından okuduğum kadarıyla Adıyaman gündemini adli şiddet olayları oluşturuyor; trafik kazaları, yüksekten düşmeler, alacak-verecek kavgaları…

Ülke gündemi yoğun; hangisi önde, karar vermek zor, hangisi hakkında yorum yapmak serbest onu da bilemiyorum.

Bu yıl kış mevsimi kurak geçti; ekinler yeterince büyümeden başak vermeye durdular. Danelerin doluluk oranı nasıl bilmiyorum.

Saman da az olacak; saman ithal edebiliriz, bu durum et fiyatlarının aşağıya inmesini de engelliyor.

Pazar günü Ankara da kemikli etin kilosunu elli liradan aldım.

Kasap beni kandırdı mı, yoksa et fiyatları can yakmaya devam mı ediyor onu da bilemiyorum.

Ekonominin iyi gitmediğini söylersek Reis kızabilir!

Hâsılı her şeyi konuşmak da mümkün değil artık!

Rehavetten söz etsek, gerçekten rehavet çöküyor; yanımızda esneyen birinin bize esnemeyi bulaştırması gibi…

Bazıları gibi, köşe yazılarında methiyeler de dizemiyorum, dizmeye yeltensem ya da denesem de çok başarılı olamıyorum, sınırlı kişilerle yetiniyor, daha ileriye gidemiyorum, kalem yazmaz, klavye çalışmaz oluyor.

Sınırlanmak, ya da kendini sınırlanmış hissetmek rehavetten de kötü bir şey!

 

Bu Haberi Gördünmü!

Sıcaklar ve Sıcak Düşünceler.

Sıcakların pik yaptığı günlerdeyiz. Her şey barut gibi, her an yanabilir, her yanma patlamalara yol …