RUH, NEFİSLER VE  CAN (I)

BİRİNCİ BÖLÜM

Semavi dinlerin düşünce  literatüründe çoğu kez ruh ve nefis ,”can”la aynı kategoride değer-lendirilmiştir, bu tanımlamada  İslam öncesi ilk çağ Yunan Okulu  ve büyük ölçüde Eflatun’un ortaya attığı görüşlerin etkisi  bulunmaktadır. İslam’ın (hicretin) ikinci yüzyılından itibaren  bazı felsefeci  ve kelam alimleri  o ekolün  etkisinde  kalarak, İslam kültüründe “ruh eşittir can” görüşünün  kökleşmesini sağlamışlardır.  Klasik Yunan Okuluna dayanarak geliştirilen materyalist düşüncede ise : “Tanrı” kavramı, ruh ve can dolayısıyla ölüm sonrası yaşam reddedilmiştir.

 

Günümüz terminolojisinde ruh :” Bir kimsenin zihinsel, ruhsal etkinliğinin ve bilinç hallerinin merkezi, o kimsenin gerçek benliğini oluşturan, zihinsel, ahlaksal ve duygusal yetilerin tümü” olarak tanımlanmaktadır.(1) Materyalist düşünceden esinlenerek geliştirilen  bu betimleme ile, beyin ve onun bazı fonksiyon ve  türevleri tanımlanmış olup, öğretinin semavi dinlerin ruh kavramı ile  ilgisi yoktur .

 

Vücudu yöneten  beynin  işlevini devam ettirebilmesi için  zengin mineral,protein gibi yüksek besin değerleri içeren bol oksijenli kan ve yaşam enerjisi olan “Can”a ihtiyaç vardır.  Beyne yaşam sağlayan can, beynin ürettiği enerjiyle beslendiği gibi, ruhtan aldığı  enerjiyi  de beyne ileterek zekayı olgulaştırıp  insanı hayvandan ayıran   fonksiyonel yapıya erişmeyi sağlamaktadır. Ruh ve can,  enerji boyutunda  beyinle ilişki ve etkileşim içerisindedir; fakat  ruh ve onun türevi olan nefis, can ve bedenden  bağımsız bir fonksiyonel yapıya sahiİnsan madde ve mana sentezinden meydana gelmiş özgün bir varlık olarak, can, ruh/nefis , akıl ve sezgileri ile yaşamını sürdürmektedir.

 

Akıl bir yandan dünyayı algılayıp, maddi çevreye uyum sağlamaya yönelik imkânları hazırlarken, diğer yandan, eşyanın asli cevherini  ve Rabbinin  varlıkları yaratış hikmetini düşünerek O’na şükrünü sergilemeye çalışmaktadır! Sezgi, sevgi, merhamet gibi ulvi ve erdemli duygular ruhu güçlendirirken; kin-nefret, kıskançlık,haset,cimrilik gibi süfli(çirkin) arzular da, nefsani  yapıyı  oluşturmaktadır. Ulvi duygularında insani yön ağır basarken, biyolojik fonksiyon  ve sufli duygularda hayvani yapı hakimdir. Bir başka deyişle, insan varlığının bir bölümü hayvani dürtüler,diğer bölümü  insani değerlerle bezenmiştir.

 

Ruh ve ondan etkilenen  rahmani akıl, merhamet, özveri, cömertlik gibi ulvi ve erdemli  duygulardan kaynaklanan eylemleriyle maveraya (uzaklara) yönelirken,  nefis ve onu yansıtan akıl ise dünyevi kuşkularıyla,  dünya ortamının şartlarına uyum sağlayacak şekilde pozisyon almaktadır. Kur’an’da nefis hakkında  şöyle denilmektedir: “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene and olsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.” (Şems 91/7-10)

Can, varlıklara bilinç ve şuur vererek,  onları yönlendiren ,çevre ortamına göre hayatta kalma ve nesillerini devam ettirme mekanizmaları geliştirerek, yaşamsal işlevlerini gerçekleştiren enerji ( nur) olarak tanımlanabilir. Can, beynin ölümü  sonrasında bedenden ayrılarak  varlıklara hayat veren  sonsuz Hay/Can Enerjisine katılmaktadır.  Ruh  ve nefis    “can”dan çok daha özgün bir  varlık olduğundan, etkisini enerji boyutunda beyin ve akıl yoluyla  vücudun tamında göstermekte ve bedene ihtiyaç duymadan bağımsız olarak da yaşamını sürdürebilmektedir.  Derin uyku ve narkoz altındaki ameliyat sırasında ruh bedenden ayrılıp çıkarken, can yaşam  görevini  devam ettirmektedir.  Genel anesteziyle ameliyat geçiren bir çok hasta  operasyon sonrasında, doktoruna ve çevresine kendi ameliyatını seyrettiğini anlattığı bilinen ve yaşanan gerçeklerdendir.  Kur’an’da  “insanların ruhunun uykularında  alındığı  ölümlerine hükmedilenlerin alıkonularak diğerlerinin  ecellerinin  sonuna kadar bırakıldığı” bildirilmektedir. (Bk.  Zümer 39/42) Hz. Muhammed(S.A.S.)  bir Hadisi Şerifinde uyku sırasındaki yaşamı anlatırken  şöyle buyurmaktadır: ”Ben Rabbimin katında gecelerim, O bana yedirir içirir.” (2)

Aslında tüm  varlıklarda kendine özgün can/enerji bulunduğu günümüz bilim ve tekniğiyle anlaşılmış olmasına rağmen,  öğretide  varlıklar canlı ve cansız olarak iki bölüme ayrılarak incelenmektedir;  klasik  eğitimde bir varlığın canlı sayılabilmesi için doğum, gelişme ve ölümü ölçüt alınmaktadır! Bitki ,hayvan ve onların yapı taşları olan  hücrelerde  can olduğu  halde,  ruh / nefis bulunmamaktadır. Ruh ve onun maddi aleme yakın olan boyutundaki nefis ,sadece insana özgüdür. Cenin ana rahminde teşekküle başladığından itibaren canlıdır ; ancak ruh belirli bir süre sonunda  Allah’ın izniyle ona  iletilmektedir. Bu nedenle taşıdığı ulvi varlık sebebiyle hayvandan ayrılmaktadır. Eğer ruh iletilmemiş olsaydı o da hayvan olarak doğup-yaşayıp, ölecekti!….

Yaşam süresi dolan insanın  canını ölüm meleği alıp, ruhunu Rabbine yönlendirmektedir. De ki: “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz” ( Secde 32/9)  Böylece canı maddi alemin melekutundaki  Yüce Allah’ın Hayy  isminin mazharı olan can enerjisi ile birleşirken ,ruhu  ya da nefsi, fizik ötesi yaşama doğru ilk adımlarını atmaktadır.(3)

RUHLARIN YARATILIŞI

İslami terminolojide ruh ve nefis  kavramının Kur’an’da ve Peygamber Efendimizin hadislerinde yer aldığı gibi, geçmiş peygamberleri inen semavi kitaplarda geçtiği de bilinmektedir. Kur’an-ı Kerim’de ruh hakkında ayrıntılı  bilgi verilmemiş olduğundan, kelam alimleri ve felsefeciler mahiyeti konusunda akıl yürütürken, gönlü  ilhama açık ve hikmet bilgisine sahip zatların bir kısmı bu konuyu sır olarak saklayıp, çok yakın gördükleri  hikmet ehliyle paylaşmışlardır.

Kur’an’da ruh hakkında , “er-rûh”, “rûhî”, “rûhenâ”, “ruhun minh”, gibi tabirler kullanılmaktadır.  Ruhun “ er-ruhu min emrina” olarak geçtiği ayetin meali şöyledir: “Sana ruh hakkında sorarlar. De ki: ”Ruh, Rabbimin emrindendir.  Size onun ilminden ancak az bir bilgi verilmiştir.“ “(İsra  17/85) Ayet-i Kerimede geçen  “ er-ruhun min emrina” / “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Tanımlamasıyla onun emir alemine ait olduğu vurgulanmaktadır.   Yine Kur’an’da  yaratılış evrelerinin anlatıldığı (Araf  7/54 ) ayette ise “ Haberiniz olsun halk da emir  de O’nundur (Allah’ındır) denilerek, Hak ve Emir Alemi ayrı ayrı zikredilmektedir. Halk Alemi  kozmik varlıklar olarak cinler  ve  maddi bedenden meydana gelen  insanlar ve onların yaşadığı alemler olup, emir alemi ise  melek ve ruhların yaşadığı alemler olarak bilinmektedir. Kadir Gecesinin anlatıldığı    ”( O gece ) Melekler ve Ruh,  Rablerinin izniyle  her türlü iş  için iner de iner.”( Kadir  97/4)  ayetinde, melekler  ve ruhun yaşadığı emir aleminden halk alemine –yeryüzüne- inişi anlatılmaktadır.  Bazı alim ve yorumcular, ayette geçen “Ruh” sözcüğü ile Cebrail ( A.S.)’ın kastedildiğini  belirtmektedir. Bir başka ayette ise Cebrail’in  bin yıllık yoldan geldiği  bildirilerek o mesafenin bize göre ne kadar uzakta  olduğu vurgulanmıştır.

Ruhlar aleminde Ruhlar  Yüce Allah (C.C.)’la kullar arasında geçen  ve genel ismiyle “ Elestü biatı” olarak adlandırılan akit, Kur’an-ı  Kerimde şöyle anlatılır : ”Hani (ezelde) Rabbin Adem oğullarının, bellerinden  zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahitler tutarak sormuştu ‘ Rabbiniz değil miyim ?’ Onlar: Rabbimizsin buna tanıklık ederiz’ demişlerdi. Kıyamet günü biz bundan habersizdik dememeniz içindir.” (Â’raf 7/ 172)  Bir diğer ayette de  peygamberlerin ruhundan diğer peygamberler için alınan sözden bahsedilmektedir  “Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı. ‘Bakın size kitap ve hikmet verdim. İmdi yanınızda bulunanı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz demiştik. ‘Kabul ettik’ dediler. O halde şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olan-lardanım.’ dedi. Artık kim biatından sonra dönerse, onlar fasıklardır.” (Âl-i İmrân 3/ 8l,

 

İnsanın yaradılışını Kur’an’da anlatılırken: “ Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu  bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı. Sonra onu, düzeltip bir biçime soktu ve ona ruhundan üfledi” (Secde 32/7-8-9) Hani Rabbin meleklere demişti ki: “Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım.” “Onu tesviye edip, düzeltip de ona ruhumdan üfledim mi derhal ona secdeye kapanın.” (Sad 38/71-72)  Ayette geçen “ Ruhundan üfledi” sözüyle  Rebbü’l Aleminin, Adem’e ve onun soyuna  iletilen ruhun kendi ruhu olduğu belirtilmektedir.Nitekim melekler, kendisine iletilen ulvi  ruhu taşıyan  Adem’e tazim secdesi yaparak onun yüceliğini kabul etmişlerdir.  Çünkü Adem’in Ruhu, Rebbü’l Aleminin  zat ve sıfatlarının tümünden yaratılırken, melekler bir veya birkaç sıfatının nurundan yaratılışlardır. Ademin soyundan gelenler Yüce Allah’ın Ruhunu taşımaktadır!… O  nedenle Adem  (A.S.)  Rabbinin öğretisiyle isimlerinin tamamını sayabilmiştir. Yine insanın  ana rahminde yaratılışının ayrıntılı olarak anlatıldığı Mümin’un Suresinin  14. Ayetinde biyolojik yaratışı takiben“ Sonra bir başka yaratılışla onu inşa ettik.” denilerek,   insanın ruhi  yaratılışına  değinilmiştir.

Sır işte bu noktada  başlamaktadır: “ Allah’ın  ruhu varsa, bedeninin de olacağı, böyle bir konuyu düşünmenin bile şirk olduğu” ortaya atılmıştır. Bu nedenle,” ayeti mecaz olarak ele almanın daha doğru olacağı” fikrini savunanlar olduğu gibi, batini yorumlar getirip  yanlışa saparak,“ Hüvve ,Hüvve” (O, O’dur) diyecek kadar ileri gidenler de olmuştur!… İşin doğrusu yüce Kur’an’ın  İhlas  suresinde bildirilmektedir. “De ki : O, Allah (eşsiz) birdir. Allah, Samed’dir ( her şey O’na muhtaç olduğu halde O’ hiç kimseye  ve herhangi bir şeye ihtiyacı olmayandır.) O, doğurmamıştır  ve doğrulmamıştır. Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.” ( 112/1-4)

Hz. Adem( A.S.)  ve O’nun soyundan  gelenlerin Adem’liği hak edebilmeleri,  nefislerden arınarak “Adem” gibi saflaşması sonrasında, ruhuna Yüce Allah’ın (C.C.) zati ve sıfatlarıyla tecelli etmesine bağlıdır!…

 

Bu Haberi Gördünmü!

KIYAMET SAATİNDE DABBETÜ’L ARZ VE HZ. İSA ( I)

Yaratıcı olarak Allah inancı temelleri üzerine kurulu dinimizde, maddi yaradılışın sonlandırılmasını belirleyen zaman dilimi olarak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir