ŞİİR  VE MÛSİKİNİN İSLAM’DAKİ YERİ (I)

Musiki tarif edilirken; ”Seslerin ritimlerin , armonilerin yoğun bir biçimde birleştirilmesiyle meydana getirilen, heyecanları hissettirme ve uyandırma sanatı” olarak nitelenmektedir. Aslı, bestelenmiş melodi ve şiir olan musiki, ritm ve sözlere bağlı olarak,  bazı nefsani dürtüleri  harekete geçirdiği gibi, anlam ve yorumuna göre, kanı ateşleyerek mecazi aşkı körüklemekte; yine edebi yapı  ve icrasıyla ruhu coşturup,  İlahi Aşka da yönlendirebilmektedir!…

 

İslam Alimleri ilerden beri,  şiir ve musikinin haram, mekruh ve helalliği konusunu tartışa gelmişlerdir! Bunun nedeni: Müşriklerin Hz Muhammed’i  inkar için ”şair” olduğunu ileri sürerek, Risalet etkisini kırmak istemeleri sonucu, inen  Ayetlerin yorumu  ve sonraki dönemlerde elekten geçirmeden derlenip,  koleksi-yonlara alınarak, Hz. Peygambere atfedilen, müzikle ilgili bazı mevzu Hadisler-den kaynaklanmıştır!

 

İslam öncesi dönemin müşrik Arap şairleri, güzel ve şehvetli eşlerini, gösterişli atlarını veya kabile önderlerinin  hamasetini överek şöhret bulmuşlardı; söyledikleri şiirlerle toplumu etkileyip, işsiz- güçsüz, asalak yaşarlardı! Yüce Allah , Kur’an-ı Kerim’de  bunlar için: ”Hiç şüphe yok ki,her vadide sersemce dolaşıp dururlar ve gerçek şu  ki onlar, yapmadıkları şeyleri söylerler.”( Şuara 26/ 225,226) diyerek, konumlarını belirtmiştir. Yine aynı surenin takip eden ayetinde : “Ancak inananlar ve iyi işlerde bulunanlar ve Allah’ı çok ananlar, zulme uğradıktan sonra yardıma mazhar olanlar müstesna.”(26/227) diyerek, Ashaptan Ravaha oğlu Abdullah,Sabit oğlu Hassan ve Malik oğlu Ka’b gibi  Hz. Peygamberi öven ve İslam’ın tebliği ile uğraşan  inançlı şairleri ayırmıştır. Hz. Peygamberden gelen bir rivayette: ”Gerçekten şiirlerin bazısı Hikmettir” (Cami’al Sağayir) Hadisiyle bazı şair ve şiirleri taçlandırmıştır. Sahabeden kendisini öven Ka’b İbni Zuhayr’in yazdığı ve adına “Kaside-i Bürda” denilen şiirin bir mısrasını bizzat Hz. Resulullah’ın düzelttiği ve bu şairin üzerine kendi  hırkasını örterek veya atarak taltif ettiği , Müslim’in kaydettiği  rivayetler arasındadır! Bundan ilham alan Busuri ( V.694/1294) Kaside-i  Bürde isimli bir eser kaleme almıştır…

 

Müzikle- gürültüyü, sanatla- safsatayı birbirinden ayırtmak  gerekir; tıpkı dane ile samanın ayıklanması gibi … Varlıkta İlahi Hikmet açısından bakıldığın-da, şiir ve musiki  yaratılış evrelerinden itibaren açığa çıkmaya başladığı görülür; diğer güzel sanatlar gibi evrensel olup,sistemin temeli sesin doğal rezonansına dayanmaktadır. Çağımızda buradan yola çıkan Akustik Bilimi, elektronik sayesinde, birleşenleri ayrıştırarak veya ayrıştırdıklarını birleştirerek yapay sesler meydana getirmiştir!

 

Yüce Yaratıcı( el-)Bedi , Besir ve Semi sıfatlarıyla kendi güzelliğinin yanında güzel ve güzelliklere olan tutkusunu da yarattıklarına resmetmiştir..”Allah güzeldir, güzeli sever.” (Hadis) Bir başka söylemle, varlıkta çirkinlik yoktur; çirkinlik, insanın şaşı bakış açısıyla, nesne ve simgeleri çarpıtmasından kaynak-lanmaktadır. Doğada var olan  ses ve ritimler hece ve notalara dökülerek eşsiz bir sanat eseri yaratmak mümkün olduğu gibi,  aynı ses ve ritimlerin aralıkları uzatılıp – kısaltılarak kulakları sağır edip ,insanın ruhsal dengesini bozarak, intihara kadar sürükletecek sesler de üretilebilmektedir. Tarihin ilk çağlarından beri müzik kötüye kullanıldığı gibi, iyiye de kullanıla gelmiştir. İyiye kullanılan Osmanlı’da kurulan Dar-ı Şifa evlerinde psikoterapi aracı olarak, psikoloji bozukluğu gösteren hastalar tedavi edilmekteydi!..

 

Allah (C.C.) Kur’an’da Hz. Davut’tan bahseden  “… O kuvvet sahibi Davud’u an,  çünkü  o nağme ile Allah’ı tesbih ederdi. Biz dağları onunla beraber( zikretmeleri için  boyun eğdirmiştik).Akşam sabah onunla beraber tesbih eder (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)di. Toplanıp gelen kuşları da (ona ram etmiştik.) Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)dı. “(Sâd 38/17-19)  Ayette:Hz. Davud’un sesinin çok etkili olduğu, güzel nağmeler ve melodilerle sabah akşam Rabb’imizi zikrettiği, zikrinin dağlarda yankılandığı, öbek, öbek gelen kuşların da bu zikre iştirak ettiği  anlatılmaktadır. Hz. Davud’un sesinin güzelliği konusunda pek çok rivayet olduğu gibi, Türkçe dahil birçok lisana yerleşen yüksek oktavlı,  gür erkek sesi için kullanılan ”Da-vudi ses” deyimi de bunu doğrulamaktadır.

Hz. Resulullah (S.A.V.)’ın güzel sese çok önem verdiği birçok kaynakta belirtilmektedir. Bir gün Ebû Mûsâ’l Eş’ari’nin okuduğu Kur’anı dinleyip ona “Ey Ebû Mûsa, sana Dâvûd (A.S)’ a verilen mizmarlardan bir mizmar veril-miştir.” buyurmuştur. Eş’ari Hz.’ nin sesini Hz. Davud’a benzeten Efendimi-zin,güzel sesle Kur’an okumayı teşvik ettiği, başka rivayetlerde de vurgu-lanmaktadır. Nitekim: “Her şeyin bir süsü vardır, Kur’an’ın süsü de güzel sestir. ”  ( Müslim) sözü Zatına aittir. Asr-ı Saadet,  Hülafa-i Raşidin ve sonraki dönemlerde, Kur’an çok değişik kıraatlarla da okunmaya devam edilmiştir. Osmanlı Döneminde başta İstanbul  olmak üzere, birçok  şehirde Teravih Namazları değişik makam ve kıraat üzerine okunan Kur’an ve arada salavat ,tek-birat ve karşılamalarla kılınmış olup,  günümüzde de bazı Camilerde bu gelenek yaşatılmaya devam edilmektedir. Bizde olduğu gibi, İslam Coğrafyasının bir çok ülkesinde  Hafızların  yetişmesine yönelik, Kur’an okuma yarışması düzenlenip, güzel sesle okuma teşvik edilip, ödüllendirilmektedir (Devamı yarın)

 

Bu Haberi Gördünmü!

KIYAMET SAATİNDE DABBETÜ’L ARZ VE HZ. İSA ( I)

Yaratıcı olarak Allah inancı temelleri üzerine kurulu dinimizde, maddi yaradılışın sonlandırılmasını belirleyen zaman dilimi olarak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir