Sünnete Riayet Eden Şişmanlamaz

Peygamberimiz, asırlar öncesinden “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır.” buyurarak şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve ümmetini uyarıyor.

Günümüzde de tedavisi için uğraş verilen pek çok sağlık problemleri var. Bunlardan bir tanesi de şişmanlık. Özellikle gelişmiş ve gelişme yolunda olan ülkelerde şişman insan sayısı her geçen gün daha da artıyor. Doktorlar şişmanlığı artık en önemli sağlık problemleri sıralamasına alıyor ve şişmanlığın sebep olduğu hastalıklara karşı insanların dikkatlerini çekmeye çalışıyorlar. Şişmanlık vücudumuzu sadece estetik açıdan bozmakla kalmayıp, aynı zamanda çabuk yorulma, nefes darlığı, eklem ağrıları, şeker hastalığı, damar sertliği gibi beraberinde çeşitli ölümcül rahatsızlıklara da zemin hazırlıyor.

Allah Resûlü, asırlar öncesinden “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır.” (Feyzü’l-Kadir, 1/278) buyurarak şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve ümmetini uyarıyor. Göbek bağlamak; hadisteki ifadesiyle “kiberu’l-batn” kendini gaflete salıp çok yiyen ve tabir caizse yemek için yaşayan ve tabii bunun neticesi olarak da olabildiğine şişman olan insan demektir ki bu, Allah Resulü’nün dünya ve ahiret hayatları adına endişe duyduğu insanların birinci özelliğidir.

Niçin şişmanlıyoruz?

Uzmanlar, bel çevresi erkekte 94 santimetreden büyükse risk, 102 santimetreden büyük ise yüksek risk; kadında 80 santimetreden büyük ise risk, 88 santimetreden büyük ise, yüksek risk belirleyicisi olduğunu söylüyorlar.

Hareketsiz ve monoton bir yaşam tarzı, beraberinde şişmanlık illetini getiriyor. Modern hayat, kişilere hazır, lezzetli, çeşitli, ucuz fakat yüksek enerjili yiyecekler sunuyor, buna karşılık fizikî aktiviteleri düşürüyor. Özel otomobiller, toplu ulaşım araçlarının yaygınlığı, binalardaki asansörler, televizyon bağımlılığı gibi daha pek çok sebepten dolayı bedenimizin ihtiyacı olan fizikî hareketlerden uzak kalıyoruz.

Şu hususlara dikkat!

Kilo almaktan uzak durmak için şu hususlara dikkat edin:

1. Kalorisi, yağ oranı fazla besinlerin alımı azaltılmalı, fizikî aktivite artırılmalı.

2. Bol yağ, karbonhidrat ve kalori içeren gıdalar yerine, vitamin ve lif bakımından zengin, yağca fakir sebze ve meyveler yenilmeli.

3. Bol şekerli ve asitli içeceklerden kaçınılmalı, bol su içilmeli.

4. Çocuklardan fast-food türü yemek, kola ve gazoz içilmesi, kraker, cips ve bisküvi gibi gıdaların tüketilmesi azaltılmalı.

5. Sabahları düzenli olarak sağlıklı kahvaltı yapılmalı.

6. Buzdolabına daha çok yağca fakir gıdalar, meyve ve sebzeler konulmalı.

Peygamberimiz ne diyor?

Hadis-i şeriflerden hareketle, “Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra da dört-beş saat yeme. Şifa hazımdadır; yani, kolayca hazmedeceğin miktarda ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemek üstüne tekrar yemektir.” diyor meşhur tabibimiz İbni Sina. O halde insan midesinin altında kalıp ezilmemeli, yemesini-içmesini disipline edebilen bir irade insanı olmalıdır. Yani mide insanı olmamalıdır.

Aslında şişmanlık, -tıbbi bir problem yoksa- sünnete riayet eden bir Müslüman’da olmaması gereken bir durumdur. Hayatını sünnete göre programlayan bir kimse, yemesini de ona göre ayarlayacak, sofradan tam doymadan kalkacak ve hem bu dünyada hem de öte dünyada huzurlu ve mesut olacaktır.

Az yemek ustalık, çok yemek hastalık

Kur’an ve sünneti çok iyi anlayan ve bunu hayatlarına yansıtıp çevrelerini nurlandıran mana âleminin sultanları az yemekle alakalı pek çok altın söz söylemişler. O sözlerden bazıları şunlardır:

İlim ve amel, az yemekte, kalb temizliği az uyumakta, hikmet az konuşmaktadır.

Az yemek ustalık, çok yemek hastalıktır.

Çok yiyen çok uyur, herkesten tembel olur.

Çok yemek heder, çok uyumak kederdir.

Çok yemek zihni çalıştırmaz, çok uyumak menzile ulaştırmaz.

Az yiyenin kalp gözü körleşmez, açlıkla hastalık birleşmez.

Az yemek tembellikten uzaklaştırır, bilgi kazanmayı kolaylaştırır.

Çok yemek, organları çok çalıştırıp yıpratır, tedavi için doktor aratır.

Çok yemek tohumudur her derdin, az yemek ilacıdır her ferdin.

Az ye, az uyu, az söyle, nimete kavuşulur böyle.

Az yemek, meyveli bir ağaçtır, hasta kalplere ilaçtır.

“Bir soru-bir cevap”

Ço­cu­ğuma önce hangi dini bilgiyi vereyim?

Ço­cu­ğu­mu­zun i­le­ri­ki yaş­lar­da sağ­lık­lı bir dinî duy­gu ve dü­şün­ce ge­li­şi­mi i­çe­ri­sin­de olabil­me­si i­çin o­nu ço­cuk yaş­lar­da bes­le­me­miz ge­rek­mek­te­dir. Bu bes­len­me fa­a­li­ye­ti­nin yapıla­bil­me­si i­çin her ço­cuk­ta o­lan tek­rar­la­ma ve tak­lit et­me ö­zel­lik­le­rin­den fay­da­la­na­bi­li­riz.

Ço­cu­ğu­mu­za dinî ni­te­lik­li o­la­rak ilk öğ­re­te­ce­ği­miz şey­ler a­ra­sın­da, dil ge­li­şi­miy­le doğ­ru o­ran­tı­lı o­la­rak ön­ce­lik­le o­na; Ke­li­me-i Tev­hid’i, Ke­li­me-i Şe­hâdet’i, bu­nun ya­nın­da İslâm’ın şart­la­rı­nı (Ke­li­me-i Şe­hâdet, na­maz, oruç, hac, ze­kat), i­man e­dil­me­si ge­re­ken ko­nu­ları ezberlet­mek­le i­man öğ­re­ti­mi­ne baş­la­ya­bi­li­riz. Pey­gam­ber E­fen­di­miz (sas), “Ço­cuk­la­rı­nı­za ilk öğ­re­te­ce­ği­niz ke­li­me ‘Lâ i­lâ­he il­lal­lâh’ ol­sun!” bu­yur­muş­lar­dır. Sa­ha­be e­fen­di­le­ri­miz de ço­cuk­la­rı­na Ke­li­me-i Tev­hid’i yedi kez o­ku­ta­rak ez­ber­le­tir­ler­miş.

Yu­ka­rı­da sa­yı­lan­lar­dan baş­ka ço­cu­ğu­mu­za ön­ce­lik­le öğ­re­te­ce­ği­miz duâ­lar a­ra­sın­da, kı­sa o­lan ve her na­maz­da o­ku­nan Süb­hâ­ne­ke, Ta­hiy­yât, Fâ­ti­ha Sû­re­si ve sa­la­vât­lar (Al­la­hüm­me sal­li ve bâ­rik…) gel­mek­te­dir. Bu­nun ya­nı sı­ra ye­mek ön­ce­sin­de o­ku­na­cak duâ, İh­lâs ve Kev­ser sû­re­le­ri de öğ­re­til­me­li­dir.

Ko­nuş­ma­ya baş­la­dık­tan i­ti­ba­ren ez­ber­le­me­de her­han­gi bir zor­luk çek­me­yen çocuklarımız bu duâ ve âyet­le­ri tek­rar­la­yıp du­ra­cak­lar­dır. Pe­ki bun­la­rı ço­cuk­la­rı­mı­za na­sıl öğretmeliyiz?    Kı­sa­ca ö­zen, sa­bır ve sev­giy­le… O­na ö­zel bir za­man a­yır­dı­ğı­mı­zı his­set­ti­re­rek, o­nun ço­cuk ol­ma­sı­nın ge­tir­di­ği zor­luk­la­ra sab­re­de­rek, ço­cuk ol­ma­sı­nın ge­tir­di­ği hu­sus­lar­dan fay­da­la­na­rak… Ço­cu­ğu­nuz­la oy­na­ya oy­na­ya, i­ki o­yun a­ra­sı­na bir duâ ez­be­ri sı­kış­tı­ra­rak, ezberletece­ği­miz duâ­yı o­na du­yu­ra­rak, ses­li­ce e­vin i­çin­de mı­rıl­da­na­rak, i­ca­bın­da duâ­yı ez­ber a­nın­da ta­kı­lıp on­dan yar­dım is­te­ye­rek öğ­ret­me yo­lu­na gi­de­bi­li­riz.

“Bir dua”

Bize iman ve esenlikler bahşeyle

Ey rahmeti bol Rabbim! Günahların karanlığını gider üzerimden, bana esenlik ve iman ver. Beni nefsimin ve şeytanın şerrinden emin kıl. Benim konuşan dilim, tutan elim, yürüyen ayağım ol. Bana adalet duygusu ver ve beni adil kıl. İnsanlara zulmetmekten Sana sığınırım ya Rabbi!

“His dünyası”

Beşikten mezara kadar

Seni istikbâl için önce gelmek cihâna,

Ve başkasından almak sonra geliş müjdeni.

Bir nefes dinlemeden yıllarca koşmak sana

Aramak her tarafta… bulmamak asla seni.

 

Suda, rüzgârda, kışta senin sedanı duyup

Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak.

Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup

Hasretin azabına ermek için uyanmak

 

Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü

Boyamak gözlerini bir siyah, bir maviye,

Tek seni hayâl için süzerek batan günü

Gece mehtaba dalmak, sen de dalmışsın diye.

 

Seni anlatmak üzre yazıp her gün bir gazel

Geçirmek ömrü yalnız sana dâir eserle.

Saçlarını çözerek hülya dizinde tel tel

Bugün güllerle örmek, yarın menekşelerle…

 

Tesadüf ümidinin bittiği müthiş anda

Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü:

Seni istikbâl için artık öbür cihanda

Dosta el sallar gibi davet etmek ölümü.

Faruk Nafız Çamlıbel

“Rehber insan”

Hediyeleşmeye önem verirdi

Peygamberimiz, hediyeleşme üzerinde ısrarla durmuştur. Hediyeleşmenin sevgiyi artırdığına dikkat çeken Peygamberimiz (sas) hem hediye alır hem de karşılığında bir şeyler hediye ederdi. Hediyeleşmenin insanları nasıl birbirine yaklaştırıp sevdirdiğini anlatmak için de: “Hediyeleşiniz; zira hediye, kalpteki kin ve nefreti yok eder.” buyurmuştur. Verilen hediyenin küçük görülmemesini ve kabul edilmesini istemiştir.

Peygamberimiz, hediyeye mutlaka karşılık verilmesini tavsiye etmiştir: “Kime bir hediye gelirse, karşılıkta bulunsun. Verecek bir şeyi olmazsa senâda bulunsun. Kim senâda bulunursa teşekkür etmiş olur. Kim de (senâ etmez) ketmederse nankörlük etmiş olur.”

Peygamberimiz özellikle kendisine gelen heyetlere hediye vermeyi ihmal etmezdi. Bu tarz hediyelerin öneminden dolayı ölüm döşeğinde şu tavsiyede bulunmuştu: “Size gelecek heyetlere, benim yaptığım şekilde hediye verin.” Çünkü kendisi hediyeyle pek çok gönle girmiş ve hediyeyi İslam’ın anlatılması ve sevdirilmesinde önemli bir vesile olarak kullanmıştır.

“Örnek hayatlar”

Sen bir kızını vermezsin de…

Kufe’de bir adam üçüncü Halife Hz. Osman için “Yahudiymiş” diye tutturmuştu. Herkes bunun asılsız olduğunu, imkansız olduğunu söylüyor ama adam bir türlü ikna olmuyordu. Bu konu İmam-ı Azam’a da duyuruldu. “Adamı bu saçma inancından kimse caydıramadı, şununla bir de siz görüşseniz” dendi. “Hay hay” dedi İmam-ı Azam, bir akşam kızına dünürlüğe diye adamın evine gitti. Dereden tepeden konuştuktan sonra sözü esasa getirdi:

– Biz Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle kızına dünür geldik.

– Kime istiyorsunuz kızımı, öğrenebilir miyim?

– Kızını istediğimiz kimse son derece ahlâklı, dürüst çok zengin ve alabildiğine cömert, Kur’an’ı ezbere biliyor ve sürekli okuyor… (Bunların hepsi Hz. Osman’ın nitelikleri)

Adam sözünü kesti:

– Yeter, bunlardan bir tanesi bile kızımı vermek için yeterli meziyettir.

– Ama bu damat adayının bir kusuru var, kendisi Yahudi.

-Adam parladı:

– Nasıl olur, benim kızımı bir Yahudiye istersiniz?

İmam-ı Azam için artık taşı gediğine koymanın zamanı gelmişti:

– Sen bir kızını yahudiye vermezsin de Hz. Peygamber iki kızını birden bir Yahudiye nasıl verir? deyince adamın artık bir inat ve itiraza mecali kalmadı, bilinen gerçeği kabul etti.

(Hz. Osman, Peygamberimizin damadıydı, önce bir kızıyla evlenmiş, o ölünce diğer bir kızıyla evlenmişti. Bunun için Hz. Osman’a “Zi’n-nûreyn – İki nur sahibi” denmiştir.)

“Altın öğütler”

Hiç kimseyi hor ve hakir görme

Bahâüddîn Nakşibendi Hazretleri anlatıyor:

Gıybetini yapsalar dahi sen kimsenin gıybetini yapma. Hiç kimsenin dünya malından bir şey alma. Dinin alınmasını helâl kıldığını al ve onu hayır yollarda harca. Mümin kardeşlerin aç ve yoksul durumda bulunurken, şehvetin için harcama yaparak lezzetlenme.

Kesinlikle yalan söyleme. Hiç kimseyi hakîr görme. Hiç kimseden nefsinin üstün olduğunu düşünme. Kalbî ve bedenî ibadetlerde tüm kuvvetini sarf et. Bunun yanında nefsine “Hiçbir zaman makbul olacak hayır işlemedim.” düşüncesini kabul ettir. Çünkü ibadetlerin ruhu niyettir. Niyet ise ancak ihlâs ile mümkündür. Senden daha büyük olanlara ihlâs gerekirse sana nasıl gerekmesin.

Eğer kendi nefsini bütün hayır işlerde iflâs etmiş olarak görmüyorsan bu, cehaletin en son noktasıdır. Eğer iflâs etmiş olarak biliyorsan Allah’ın rahmetinden de ümitsiz olma.

“Hadis bahçesi”

En hayırlı kazanç nedir?

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir.” (Riyazü’s-Salihin, Erkam Yayınları)

Hadisin verdiği mesajlar

1. En temiz ve helal rızık, kişinin bizzat çalışarak yani el emeğiyle kazandığıdır.

2. Geçim temini için bizzat çalışmak övgüye layıktır.

3. El emeği, göz nuru, alın teri tavsiyesi, yerli sanayinin gerçekleştirilmesi tavsiyesidir.

4. Peygamberimiz, ümmetine daima şerefli bir fert ve ümmet hayatı için gerekli olan ikaz ve önerilerde bulunmuş, onlara yol göstermiştir.

“Bir nükte”

Rabb’e yakınlaşmak için

Çoğu zaman yaptığımız şeylerde kendimize takılıyoruz. Namazla, oruçla, hacla, zekatla yükseliyorsun; fakat seni çileden çıkaracak bir şey karşısında gayzını tutabilmen, şehvet karşısında bedenindeki o güce karşı koyabilmen, ibadetlerle elde ettiğin yüksekliklerden daha da yüksekliklere çıkmana sebep olabilir. Dişini sıkmasını becerebilirsen, sendeki negatiflikleri pozitif güce çevirebilirsen, elde edeceğin güçle füze hızından daha aşkın bir hızla Rabbine yakınlaşabilirsin.

“Bir hatırlatma”

Peygamberimiz yuva kuruyordu

Peygamber Efendimiz (sas)’in hizmetinde bulunan bir genç vardı, adı Rebia idi. Yaşının ilerlediğini gören Peygamberimiz (sas) ona “Evlenmeyi düşünmüyor musun?” diye sordu. Rebia, malî imkânsızlıkları ve yürüttüğü hizmetin önemini düşünerek “hayır” cevabını verdi. Hz. Peygamber (sas) tekrar sordu. Rebia aynı cevabı verdi. Nihayet üçüncüde bunda bir hikmet olduğunu düşünerek “Evlenmek istiyorum, emret, ne yapayım yâ Rasûlallâh?” diye sordu.

Hz. Peygamber (sas) onu, ensardan bir kabileye yolladı, o da gitti. Peygamberimiz (sas)’in selâmını aktararak kızlarını istedi. Onlar da “Baş üstüne.” dediler. Sonucu büyük bir sevinçle Hz. Peygamber (sas)’e iletti. Ancak Rebia yoksuldu; ev eşyası, mehir ve düğün yemeği için para lâzımdı. Hz. Peygamber (sas) derhâl ashabını harekete geçirdi. Hızlı bir yardımlaşma başlatıldı ve biriken paralarla mehir olarak ziynet alındı, ev eşyası alındı, bir de koç satın alındı. Peygamberimiz (sas) de kendi evinden, un yapılmak üzere arpa verdi.

Böylece Peygamberimiz (sas)’in yakın ilgisi ile Rebia Hazretleri’nin düğünü yapılmış ve yeni bir yuva kurulmuş oldu.

Bu Haberi Gördünmü!

Jumbo Kuşlar Bin Liradan Alıcı Buluyor

Adıyaman’da Muhabbet ve Doğa Kuşları Yetiştiriciler Derneği tarafından her hafta kurulan mezatta, muhabbet ve kanarya …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir