Taşeron Çalışmanın İlacı Kolektif Haklar!

“İş hukukunda asıl olan işverenin kendi işçileri ile üretim yapmasıdır”, yani istisna olan alt işverenlik (taşeron) uygulaması olmalıdır.

Ancak Sosyal-İş Sendikası Genel Başkanı Metin Ebetürk’ün örgütlenmeye çalıştıkları üniversitelerdeki durumu anlatırken çizdiği tablo, taşeron çalışmanın çoktan bir istisna olmaktan çıktığını gösteriyor. Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’deki 107 kamu üniversitesinde toplam 4 bin 647 kadrolu işçi çalışıyor. Üniversitelerdeki toplam kadrolu işçi sayısı Türkiye’deki 3 büyük kamu üniversitesinde çalıştırılan taşeron işçi sayısına eşit.

Örneğin Bursa Uludağ Üniversitesi’nde kadrolu işçi sayısı 76, taşeron işçi sayısı 2 bin’den fazla. Konya Selçuk Üniversitesi’nde kadrolu işçi sayısı 130, taşeron işçi sayısı 2 bine yakın. Süleyman Demirel Üniversitesi’nde kadrolu işçi sayısı 12, taşeron işçi sayısı bin 500’ten fazla. Ordu Üniversitesi’nde 7 kadroluya karşılık 500 taşeron işçi var. Yine Adıyaman Üniversitesi’nde bir elin parmakları kadar bile kadrolu işçi çalıştırılmazken, 300’den fazla taşeron işçi çalıştırılıyor.

Bu verilere göre taşeron çalışmanın artık “bir istihdam biçimi olarak realite haline geldiği” rahatlıkla söylenebilir. Taşeronlaştırma, bir yandan işgücünü ucuzlaştırırken özellikle örgütlenmeyi zorlaştıran bir etki de yaratıyor. Çalışma Bakanı Faruk Çelik taşeron çalışmayı “kölelik gibi bir şey” diye tanımladı.  Oysa kendi açıkladığı rakamlara göre kamuda artık kadrolu değil taşeron çalışma hakim istihdam biçimi halini almıştır. Yani hükümet kamu istihdam politikasını kölelik rejimi üzerine inşa etme gayretindedir. Nitekim verdiği rakamlar da bunu kanıtlıyor; 2002’de 387 bin dolayında olan taşeron işçi sayısı, AKP döneminde 5 kat artarak 2 milyona yaklaştı.

“Yönetimde kolaylık, maliyette ucuzluk!”

Şüphesiz ki alt işverenlik uygulaması sermayenin bir “ihtiyacı” değil bir “tercihi” olarak yaygınlaştırılmaktadır.  Peki “Neden alt işverenlik?”  ‘92 yılında kâğıt işkolunda bir görüşme sırasında bu soru işverenlere sorulduğunda,  açıkça şu yanıt veriliyor: “İşin sevk ve yönetiminde kolaylık, maliyette ucuzluk.” Buradan yola çıkarak, bu istihdam biçiminin eskisinden farkının, işverenin işgücü üzerindeki denetimini en az maliyetle maksimize ettiği bir sistem olmasıdır diyebiliriz. Temelde patronların koruyucu hükümleri delme, bağlayıcılığından kurtulma, toplu iş hukukundan, kolektif haklardan kaçma çabası yatıyor. Öyleyse sendikaların konumlanması gereken yer, sendikal özgürlük alanıdır. Kolektif iş hukukunun önü açılmadıkça, bu TİS ve grev sistemi, bu oligarşik sendikal yapılar kırılmadıkça, bireysel hukukla ilgili yasal düzenlemelerle bu yeni istihdam biçimi karşısında kazanmak mümkün değil.

“Hükümet yine aynı şeyi yapıyor”

“Bir yaşam biçimi” haline gelen taşeron çalışmaya karşı “hayır” ya da “yasaklansın” söyleminin ötesine geçecek bir mücadelenin örgütlenmesi gerektiğinde herkes birleşiyor. Ne açılan davalar, ne mahkemelerdeki kazanımlar, ne Yargıtay onayları işe yaramıyor. Geriye DİSK Genel Başkan Yardımcısı Arzu Çerkezoğlu’nun ifade ettiği gibi, “ihale yapılan salonların önünde tepki gösterdiğimiz için ‘ihaleye fesat karıştırmak’ ile suçlanmak dışında bir seçenek kalmıyor.”

Taşeron işçilerin sendikal hakları mahkeme kararlarına rağmen keyfi bir biçimde gasp ediliyor, iş kanundan doğan hakları görmezden geliniyor. Adıyaman’da Karayolları 87.nci Şube Şefliğine bağlı olarak çalıştırılan, 3 yıldır Yol İş Sendikasına üye olmalarına, Yargıtay’da davalarını kazanmalarına rağmen iş kanunundan kaynaklı hakları verilmeyen taşeron işçiler en güzel örnektir. Hâlbuki ister kadrolu, isterse taşeron olsun tüm çalışanları kapsayan bir iş yasası var bu ülkede. Hal böyleyken Bakan Çelik’in “taşeron işçisine kıdem tazminatı hakkı, izin hakkı vereceğiz” söylemlerinin anlamı nedir? Yasaya göre taşeron işçilerin bu hakları var zaten, sorun kullanamıyor olmalarında. Öyleyse hükümet ne yapmaya çalışıyor? Hemen herkesin ortak deneyimi, AKP’nin “mağduriyet sömürüsü”, “mevcut kötü koşulların istismarı” üzerinden, aslında taşeron çalışmayı yasal dayanaklarına kavuşturmak istediğini gösteriyor. Hükümet yine aynı şeyi yapıyor; sorunu yaratıp sonra da o sorunu çözüyormuş gibi görünüyor. Yapılmak istenen kuralsız çalışmanın yaygınlaştırılmasıdır, temel dinamik de esnekliktir.

“Sendikalar ayrım gözetmeden örgütlenmeli”

Sendikalar ayrım gözetmeden bir araya gelip “Ne yapmalı?” sorusuna bir an önce yanıt aramalıdırlar. Sendikaların mevcut bürokratik ve işbirlikçi yapısının işçi sınıfına en az sermaye ve iktidarları kadar zarar verdiği tespitine sendikacılar da dahil herkes katılıyor. Aynı zamanda “bir sendikal çizgi tartışması” olarak şekillenen taşeronlaştırma konusunda temel çözümün fiili ve meşru mücadelede olduğu konusunda herkes hemfikir.

DİSK’e bağlı Gıda-İş Genel Sekreteri Seyit Aslan, “Sosyal-İş, Deri-İş… hepimiz açtığımız davaları kazandık ama işe yaramıyor. Hukuk, gücü elinde bulunduranın kullandığı bir güç oluyor. Fiili ve meşru mücadele ile yasaları yeniden nasıl yazabiliriz, bu noktaya nasıl gelebiliriz? Bunu tartışmalıyız” diyor. KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul ise, taşeron çalışmayla ilgili bugünkü durumu kamu emekçilerinin örgütlenmeye başladıkları ilk dönemlere benzetiyor. Tombul, “AKP sermayenin talepleri dışında bir yasal düzenleme yapmayacak. Nasıl yaptırabiliriz, bunu bir talep haline getirebiliriz. Taşeron çalışma işyerindeki emekçileri de bölüyor. Ortak mücadele ve ortak örgütlenmeyi hayata geçirmeli, siyasi ayaklarıyla birlikte ortak bir hareket yaratmalıyız” diyor.

“İşçi sınıfını birleştirmek gerekiyor”

Sendikal hareket, iktidarı zorlayacak bir toplumsal güç oluşturma konusunda ciddi zayıflıklar taşıyor. Tek çıkış yolu ise birlikte hareket etmekten geçiyor. Kadrolu, sözleşmeli, geçici, uzaktan çalışma adı altında parçalanan işçi sınıfını alabildiğine birleştirmek gerekiyor. Hukuk ve hak ilişkisini güçle kurmak gerekiyor. Bu gücü program ve örgütlenme ile sokağa çıkarmak gerekiyor.

Yeni bir sendikal form gerekiyor. Hareket sınırları genişletilmiş bir sendikal hareket gerekiyor. Sendikalar hem sendika, hem dernek, hem vakıf gibi davranmalı; öğrenciler, işsizler ve emekliler de sendikalı olabilmeli.

“Sendikalar ayrım gözetmeden örgütlenmeli”

Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın’ın katıldığı bir toplantıda sorduğu sorular, sendikalardaki kafa karışıklığını ifade ediyor: “Yeni sendikalar kanunu yardımcı işlerde çalışanlara sendika hakkı veriyor. Bunun anlamı nedir? Üye yapacak mıyız? Kimi masaya çağıracağız?…” Öztaşkın’ın sorularına verilecek yanıt nettir: “sendikalar bulundukları yerlerde ayrım gözetmeden örgütlenmeli.” Öztaşkın her şeyden önce kendi işkolunda bunu yapmalı. Petrol İş Sendikasının örgütlü olduğu birçok iş yerlerinde taşeron işçi sayısı kadrolu işçi sayısını geçmiş, kadroluların kadrosunu tehdit eder durumda. Adıyaman TPAO Bölge Müdürlüğüne bağlı Üretim ünitesinde durum böyledir. Ancak daha da vahim bir durumu belirtmek gerekiyor. Söz konusu ünitede istihdam edilen taşeron işçiler yıllardır Adıyaman Petrol İş Şubesine üye olmak istemelerine rağmen, Sayın Öztaşkın’ın başkanı olduğu sendika genel merkez yöneticileri, Şubenin taşeron işçileri üye yapmasını sürekli erteleyerek engelliyor.

Bu Haberi Gördünmü!

Dağtekin ‘Bizim Adıyaman Sevdamız Var”

AK Parti Adıyaman İl Başkanı Mehmet Dağtekin bir basın açıklaması yayımlayarak Dr. Süleyman Kılınç’ın adaylığının …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir