Teravih Namazı Vardır (2)

Hz. peygamber ve ashap tarafından münferit olarak kılınmaya devam edilen teravih namazı, Hz. Ömer devrinde cemaatle kılınmaya başlanmıştır. Teravih namazı ilk günlerde vitir namazı hariç sekiz rekât olarak, vitir namazıyla birlikte on bir rekât olarak kıldırılmıştır. Daha sonraları okunan ek surelerin çok uzatılmamasına dikkat edilerek vitir namazı hariç yirmi rekât olarak kıldırılmaya devam edilmiştir. Aynı uygulama, sahabenin çoğunun yaşadığı Hz. Osman ve Hz. Ali devrinde de itirazsız sürüp yerleşmiştir.

Teravih namazı müekked bir sünnettir. Ancak Hz. Peygamberin teravih namazını sekiz rekât olarak kıldığı ve kıldırdığı şeklindeki rivayetlerin daha çok olduğunu göz önünde bulunduran bazı fakihler, ilk sekiz rekâtını müekked, son on iki rekâtını gayr-ı müekked sünnet olarak kabul etmişlerdir. Bu bakış açısıyla teravih namazının ilk sekiz rekâtı Hz. Muhammed (s.a.v.)’in, son on iki rekâtı ise sahabenin sünneti olarak kabul edilmiştir.

Sahabenin icması ile kabul edilen son on iki rekâtı ilk sekiz rekâttan ayırarak terk etmek en azından edep olarak doğru olmaz. Ayrıca teravih namazının, umuma açık mescitlerde, sekiz rekât olarak cemaatle kıldırılması hiç doğru olmaz; çünkü bu durumda oradaki cemaate sınırlama getirilmiş olur. Doğrusu imamın teravih namazını yirmi rekât olarak kıldırmasıdır; eğer cemaat içinde yorgun olan veya başka bir mazereti bulunan varsa, son on iki rekâtı kılmama imkânına zaten sahiptir.

Teravih namazının cemaatle kılınması daha güzel olmakla beraber, yalnız başına kılınması da mümkündür.

Kendisini yorgun hisseden bir insanın teravih namazını tamamen terk etmektense sekiz rekât olarak kılması elbette çok daha iyidir.

Cemaatle kılınan teravih namazlarının, çok hızlı kıldırılması, zamandan kazanılacak diye, meharic-i hurufa dikkat edilmeyerek Kur’an kıraatine gerekli ihtimamın gösterilmemesi, rükû ve secdeler arasında yeterince durulmaması doğru değildir. Hele hele teravih namazının erken bitirilmesini, imamlar arasında bir yarış havasına sokmak, ibadetin huşu içinde olması vasfıyla bağdaşmaz.

Belli sayıda rekâtı kılmak önemli olduğu gibi, Allah’ın huzurunda ibadetle geçirilen zaman da önemlidir. Rekât sayısını çoğaltalım derken, namazda geçen süreyi azaltmaya çalışmak ibadetin gayesi ve ruhu ile bağdaşmaz.

Ayrıca şunu da gözden uzak tutmamak gerekir: Kılınacak olan bir namaz sünnet de olsa, o namazın kılınmasına niyet edildikten sonra artık o namazın kılınması vacip olur. Bu açıklama şu sebeple önemlidir: Kılınmaya başlanan teravih namazı, çok acele kılındığı için namaz vasfını kaybederse, vacip bir namaz kılınmamış olur. Böylece imamı acele eden cemaat, sünnet olan teravih namazını kılıp sevap kazanalım derken, vacip bir ibadetin borcunu yüklenmekle kalır. Kuşkusuz en yanlış vakit tasarrufu, başlanan bir namazın ta’dil-i erkânını terk ederek yapılan tasarruftur.

 

Bu Haberi Gördünmü!

İnsan ve Hidayet-4

6.Allah Kimleri Doğru Yola İletmez? a)Allah, İnkarcıları Doğru Yola İletmez: “…Allah, inkârcı toplumu doğru yola …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir