TÜRK  EDEBİYATINDA ÖLÜM  TEMASI

Doğum nasıl bir realite ise ölümde öyle bir realitedir. Fakat kaç yaşında olursa olsun insanoğlu ölümü bir türlü kapısına yaklaştırmaz. Ezrail kutsal  bir  ve güzel bir melek olduğu halde tasviri resimlerde  hep korkunç bir  yaratık  olarak çizilmiştir. Türk Edebiyatında  Ölüm teması hele şiirde ciltlerle yer tutmaktadır. Ancak biz burada kısaca ölüm temasına  değinmekle yetineceğiz

 

DİVAN EDEBİYATINDA ÖLÜME BAKIŞ

 

“Ölüm, insanoğlunun dünyaya gelişi ile birlikte hayat kadar önem taşıyan bir gerçeğidir. İnsanın kendisini güzel ve etkili bir biçimde ifadesi olan sanatın ve özellikle şiirin bu olguya bigane durması düşünülemez. Bu sebeple denebilir ki şiirde en evrensel tema ölümdür. Bütün dünya edebiyatlarında ölüm vazgeçilmez bir tema olarak karşımıza çıkar. Türklerin İslâm dinini kabul etmelerinden sonra ortaya koydukları ve 20. yüzyıla kadar devam eden Divan edebiyatında ölüm bir çok şair tarafından işlenmiştir. Şairin dünyaya ve hayata bakışı ölüm düşüncesini etkilemiştir. İslam medeniyeti çerçevesinde eser veren Divan şiirinde ölüm, muhasebe düşüncesiyle ele alınmıştır. Yani şair, ölümü sorgulamaz. Ölüm hayat kadar gerçektir ve kabul edilmiştir.

 

İslâmiyet’in etkisinde Divan edebiyatı, tekke edebiyatı ve halk edebiyatı adları altında üç koldan gelişen ve inanç temelleri aynı olan sanat hareketlerinin hepsinde ölüme bakış bir takım nüanslar dışında aynıdır diyebiliriz. Özellikle tasavvufî şiirlerde, insanların gaflete düşmemeleri için bir muhasebe unsuru olarak ölüm düşüncesinin sıkça işlendiği görülür

 

Divanlarda ölüm konusu daha çok mersiyelerde ve tarihlerde karşımıza işlenmiştir. Diğer nazım biçimlerinde salt bir estetik unsur olarak ölüm yer almıştır. Daha önce de belirtildiği üzere ölüm düşüncesi her şeyden önce dünya görüşü ile ilgilidir.. Dünyanın üç türlü görüntüsü vardır. Şair, dünyayı esmâ’nın tecelli ettiği bir varlık olarak algılar. Yani dünya, Allah’ın isimlerinin tecelli ettiği bir çeşit aynadır. Dünyayı esmâ’nın aynası olarak gören ‘ârif’ elbette ki onun kaybından üzüntüye kapılmaz

 

Divan şairleri dünyayı geçici bir menzil olarak görmektedir. Dünya geçici olunca mala, mülke, servete ve saltanata güvenmenin; bunlarla övünmenin doğru değildir. Dünya Allah tarafından yolculukları esnasında durup dinlenecekleri bir konaktır. Bu konak süsleri ve ihtişamıyla aslında bir hayalden, bir görüntüden ibarettir. Akıllı olan bu vehimlere aldanmaz. Yolculuk ebed ülkesinedir.

 

Allah’tan gelen ruhun Allah’a gitmek için çıktığı yolculukta geçici bir konaklama yeri olan dünya insanın Allah’a verdiği sözü tutup tutmama konusunda imtihana tabi tutulduğu bir duraktır. Asıl menzil beka ülkesidir. Kabir de bir geçittir. Bu karanlık geçidi aydınlatan iman ve Kur’an nurudur. Şairler Allah’tan iman nuruyla kabirlerinin aydınlanması dilerler. Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe ya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.

 

Kısacası Divan şairleri ölümü tevekkülle karşılamış, onu yeni bir hayatın başlangıcı saymışlardır. Bu konuda bir sorgulama şiirlerde karşımıza çıkmaz. Kabrin dehşeti sadece gafletten insanları uyandırmak için bir uyarıcı olarak anlatılır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Divan şairleri ölüm, kabir ve haşir konusunda İslâm inancının içinde duygu ve düşüncelerini dile getirmişlerdir.” ( Doç. Dr. Mahmut Kaplan “Divan Şiirinde Ölüm Düşüncesi” Köprü Dergisi .2001 Sayı. 76 )

 

Müminin ölümü, Hz. Mevlananın tabiriyle Şeb-i Arsustur,yani düğün  ve vuslat gecesi.  Ölümle insanın gözündeki perdeler tamamen kalkarak en büyük sevgiliye kavuşma gerçekleşmektedir. Ne mutlu o vuslata erenlere…..

 

CUMHURİYET DÖNEMİ ŞİRLERİNDE

 

Cumhuriyet dönemi edebiyatında da ölüm teması pek çok şair tarafından dile getirilmiştir.Bu konudaki en çarpıcı örnek Cahit Sıtkı Tarancı’nın “ Otuzbeş Yaş” şiiridir

 

Neylersin ölüm herkesin başında.

 

Uyudun uyanamadın olacak.

 

Kim  bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

 

Bir namazlık saltanatın olacak,

 

Taht misali o musalla taşında.

 

Bir başka şairimizde Tasavvufun “Ölmeden önce ölünüz” ilkesine nazire yaparak

 

Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm .Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm (E.Beyazıt)

 

Ölüm realitesine İslami açıdan yaklaşmak istemiştir. Aslında kimsenin ölümden korkmaması lazım ama o alemde ne ile karşılaşacağını bilmediği için,insanlar endişe duymaktadır.Bu endişe de bazılarında korku noktasına kadar  uzanmaktadır.

 

Aslında Ölümden korkmamak lazımdır. “Yaşam da olduğumuz sürece  ölüm yoktur. Ölüm geldiğinde de biz yaşamda olacağız.”

 

Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka bir şey değildir. (Al-i İmran 185)  Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.( Enbiya 35)

 

Rabbim O günümüzde bizlerin yardımcısı olsun

Bu Haberi Gördünmü!

KIYAMET SAATİNDE DABBETÜ’L ARZ VE HZ. İSA ( I)

Yaratıcı olarak Allah inancı temelleri üzerine kurulu dinimizde, maddi yaradılışın sonlandırılmasını belirleyen zaman dilimi olarak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir